Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Keşif - Keramet / 191 lur, mahrûm kalır. İşte sâlikin hali, kendi hali değildir, mezcûb olanın her halde sülük görmesi lâzımdır? Sü lük ve cezbe ile terakkinin farkı, şimendifer ile at ara basının farkı gibidir. Cezbe ve aşk yolu yakındır. Cezbe iki kısımdır. Bir kısmı sâkindir, zahirde ve vücûtta cezbe eseri görülmez. Fakat bâtını meczûbdur. Bâtında hissettiği hal, lezzet cezbe eseridir. İrşâd için her halde sülük lâ zımdır. Meczûb olanların hali arızîdir, aslî değildir. Ehl-i tarîkat dört kısımdan halî değildir. 1 - Sâlik-i meczûb. 2- Meczûb-i sâlik. 3- Yalnız sâlik. 4- Yalnız meczûb. En efdalı sâlik-i meczûbtur. Yani, sülûktan sonra hakîkî cezbeye mazhar olanlardır. Rasûl-I Ekrem -sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem- hazretleri hal-i istiğrakta, deryâya dalar gibi müstağrak olurmuş. Hâl-i sahva gelip ayrılmak için Âişe -radıyal- lahu anhâ- ya: "Bana kelâm et, konuş yâ Humeyrâ!' buyururlarmış. ' Bazen da dünya işleriyle bir maksada mebnî meş gul olduklarında vücûd-i şeriflerinde bir ağırlık ârız olurmuş. O vakit Hazret-i Bilâl -radıyallahu anh-’e: "Beni tatlı sesinle ferahlandır yâ Bilâl!' buyururlarmış.

