Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
216/ Musahabe 3 --------------------------------------------------------------------- Üçüncü kısım rüyâlara ise rüyâ-yı sâdıka denilir. Bu sâdık rüyâlar doğru sözlü, temiz yürekli, nezih İti katlı zâtlara ale’l-ekser nasîb olur ve bu halde bunlara rüyâ-yı sâliha da denilir. Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- efendi miz hazretlerine yirmi üç sene vahy-i İlâhî nâzil olmuş ve bu vahy-i semâvî ilk altı ay zarfında li-hikmetin rüyâ- yı sâliha suretiyle tecellî etmiştir. İşte bu itibarladır ki, bu kabil rüyâlar birer hakikate tercüman olarak ilm-i nübüvvetin kırk altı cüz’ünden bir cüz’ü sayılmıştır. Nitekim bir hadîs-i şerifte öjJl jj> lij> ¿pjujlj jj jj>- ‘ûtJLs<aJl tjjJI “Rüyâ-yı sâliha, nübüvvetin kırk altı cüz’ünden bir cüzdür." duyurulmuştur. Rüyâlar hukemâya göre şu iki kısma ayrılmıştır: 1- Âfâkî bir hâdiseye delâlet etmeyen kuvve-i ha- yâliyenin bir neticesi olan esassız rüyâlardır. Bunlar ya insanın uyanık iken vuku bulan kuruntularından neş’et eder veya insanın mizacındaki tahvilâttan ileri gelir. Hastalık gibi. Nitekim insan çok düşündüğü, çok arzu ladığı bir dostunu dâima rüyâsında görür. Susuz bir hasta da kendisini uykusunda çeşmeler ırmaklar kena rında bulur. Bütün bu rüyâlar hayâlât ve evhâmdan ibârettir. 2- Evvelde vuku bulmuş veya âtiyen vuku bulacak

