Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Kur'ân-ı Kerîm / 43 ne kadar Kur’ân'ı tilâvet etsen de, onlar, zâhir ve bâtın larını tathîr eden âyetleri işitmezler. Çünki can kulağı ile dinlemezler ki, işitsinler ve onların halleri Kur’ân'ı işit memek olduğundan Kur’ân onların gözlerine perdedir. Binâen-aleyh, hakkı görmezler, işte kulaklarında ağırlık ve gözlerinde perde olup, hakkı duymayan ve görmeyenler uzak mahalden çağrılırlar. Yani uzak ma halden çağırılanlar gibi hakka daveti işitmezler. Nidâ ile murâd, onların Kur’ân'ı kabûl etmedikleri, uzaktan çağrılan kimselere teşbihtir. Ve hakkı kabûl et meyenleri behâime tenzildir. Çünkü insan ile behâim arasındaki fark, hakkı duyup duymamaktır. Ebu’s-Suûd Efendinin beyânı veçhile: Hakkı duymayanların ve görmeyenlerin şerde ve hayırsızlıkta gâyet ileri derecede bulunduklarına işâre- ten 'dhJjl lâfzı vârid olmuştur. Fahr-i Râzî’nin beyânı veçhile: Kur’ân'ın hidâyet olması her türlü hayrâta delâlet edip, her saâdete İrşâd etmesidir. (Şifâ) olması da, kü für've cehil hastalıklarından, îmân edenleri kurtarması dır. Fakat şeytana ve hevây-ı nefsânîsine tebaiyyetle hızlân deryâsına gark ve mahrûmiyet vâdisinde şaşırıp kalanların dahî kulaklarında sağırlık ve gözlerinde kör lük vardır.

