Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
24 / Musâhabe 1-------------------------------------------------------------------- Muâviye'nin emâreti zamanında kardeşi Utbe bin Ebî Süfyan’ın oğlu Velîd Medîne valisi iken kendisi ile Hazret-i Hüseyin -radıyallahu anh- arasında bir maldan dolayı münâzaa edilmiş. Velîd, emâret-i nüfûzuna isti- nâd ederek Hazret-i Hüseyin -radıyallahu anh-’ın hakkı na tecâvüz etmek istemişti. Bunun üzerine Hafîd-i Ne bevi Velîd'e karşı; “Ya insâf eder hakkımı verirsin, yâhut Allah'a ye min ederim ki kılıncımı çeker, Mescid-i Rasûlullah’ın kapısı önünde durarak halkı Hılfü’l-Fudûl’e dâvet ede rim.” demiş. Orada bulunanlardan Abdullah ibn-i Zübeyr, Mis ver İbn-i Mahreme, Abdurrahman İbn- i Osman -radı- yallahu anhüm- de, “biz de Hazret-i Hüseyin’e iştirâk ediyoruz, ya ihlâk ederiz, yahut bu uğurda ölürüz” deme leri üzerine, Velîd iâde-i hak ve irzâya mecbûr olmuştur. Eyyâm-ı arabda hılf’ın bu asîlâne şekilleri olduğu gibi çirkin safhaları da var idi. Bu cihetle Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretleri câhili- yet devrinin hılfına mukâbil bir uhuvvet-i dîniyye tesis buyurdu.7 MUÂHÂT Muâhât, tarihte eşi ve örneği gösterilemeyen bir hâdise-i ictimâiyyedir ki, hiç bir millette bu birlik görül memiştir. İslâm muhâcirleri bütün emvâlini Mekke’de bıraka- 7. Tecrîd-i Sarih Tere. 7/99.

