Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Felâsİfe Hakkinda ârü’l-harb küffârının put-perest halleri, felâsi- fenin hâlinden ahsendir. Çünkü muzâyaka halinde Hak Celle ve Âlâ'ya ilticâ ederler. Ve putlarını Hak Teâlâ’ya vesîle-i şefaat kılarlar. Ne aceptir ki, hikmete mensûb addedilen süfehâ- dan bir cemaate (hukemâ) derler. Ne İtibârla bunlara hukemâ denilebiliyor ki? Onların ekser ahkâmı, ilâhiy- yâtta kâzibedir. Kitâb ve sünnete muhâliftir. Bunların nasipleri baştan başa cehl-i mürekkebtir. Meğer ki, âmâya basîr itlakı kabilinden istihzâ tarîki ile denmiş ola. Bu süfehâdan bir cemâat tarîk-i enbiyâyı -aleyhi- mü's-salevâtü ve’t-teslîmat- iltizâm etmeyip yalnız bu lundukları asırda mütâbiân-ı enbiyâdan olan sûfiyye-i ilâhiyyeyi riyâzet ve mücâhedâtları hususunda taklîd ile küşûf-i hayâliyi mukteda kılıp ve kendi safha-yı vakitle rine mağrur olup hâb ü hayallerine i’timâd sûretiyle hem dâll ve hem mudili olmuşlardır. Bilmezler ki, onlarınki safâ-yı nefstir, râh-ı dalâlet-

