Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
130 / Musahabe 1 dir. Namaz kılarsa da sûret-i namazdır. Eğer sâim ise sûret-i savmdır. Ve şâir a'mâl de buna kıyâstır. Zirâ nefs-i emmâre, daha serkeştir, kendi inkârı üzredir. O vaziyette hakîkat-ı a’mâl ne gûnâ husûle gelebilir? Ancak nefis itmi’nâna erişip de emmârelik, serkeş lik ve tuğyândan fâriğ olduktan sonra hakîkî a’mâl yeri ne gelip, namazın ve sıyâmın ve şâir a’mâlin hakîkatı edâ edilmiş olabilir. işte cennât ve naîm-i âhiret ve rü’yet-i uhrevî, kur- bun derecesine ve sûret-i a’mâl ve hakîkatın derece-i tefâvütüne göre tasavvur olunmak gerektir. Mukarrabîn. ile avâm-ı mü’minînin cennâtta olan fark ve nisbeti, katrenin deryaya olan nisbeti gibidir. Ve her ne kadar ikisi de bir cinsten ve cüz-i mâiyyeden mü- rekkeb ise de derece-i tefâvütleri eczalarının kesret ve kılletine nisbetledir. Sûretin ise hakikate nisbeti hiç yok hükmündedir. Ehl-i sûret ile ehl-i hakikatin cennâtta rü'yetlerinin dereceleri ne nisbette olduğu kıyâs olunmak gerektir. “Yanlış i’tikad ve a’mâlden muhafaza buyur Alla hım!” Gerek sûrî gerekse hakîkî imânın her biri dâhil-i dâ- ire-i şerîat ve sünen-i ahlâkiyye ve envâr-ı mâ’neviyye-i nebeviyyeden me’hûzdür. Cemi’ kemâlâtın mâ’deni şe- riîat-ı garrâ oldu. Ehlullah indindeki mârifetullahın husû- lü nefs-i emmârelikten fenâ ve itmi’nâna yükselmeye mutavakkıftır.

