Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
10. M e kk u b ^Cl.lj tLkJI ^ J$ S^ÛI jl âyet-i celîlesine. nazaran edayı salât eden mü’minlerin kâffe-i münkerât ve menhiyyât- tan mahfuz bulunması îcâb ederken nice nice musallîlerin bir ' takım muharremat ve menhiyyattan tahlîs-ı cân edemedik leri müşahede olunmaktadır. Binâen aleyh bu babdaki eşkâlin halli için müracaat eden bir zata vermiş olduğum cevâbı, ar zu eden ihvanın dahî mutâlâa-güzârı olmak üzere alâ-vechi’- l-ihtisâr tahrîrine ictisâr eyledim. Şöyle ki: • Hakk ■ celle ve alâ - Hazretleri Yâni «Huşû.ile edâ-yı salât eden mü’minler azâb-ı âhiret- ■ ten kurtuldular.» buyurmuş olduğu misillû. Aleyhi’s-salâtü ve’s-selâmEfendimiz dahî ■ ^¿i ^ ¿4 S^G>y yâni «Huşûu olmayan bir kimsenin namazı şayân-ı kabul olamaz. Ve mev’ûd olan fâidesi dahî in tizâr olunmaz» demişlerdir. Bu gibiler ancak şeriat hokta-i nazarından farzını edâ etmiş ve târikü’s-salât için mukarrer olan hadd-i şer’îden kendini kurtarmış olur. Huşu ise zahiri ve bâtınî olmak i’tibâriyle ikiye münkasîm olduğundan bun ların her birerlerini ayrıca beyan eylemek zarûrîdir. Huşû-ı bâtınî için evvelâ şunu ifâde edelim ki, Edâ-yı salâta mübaşeret eden bir kimse «Allahu ekber» . den «es-Selâmü âleyküm»e varıncaya değin kendisini Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda bulunduğunu bilip heybet ve azamei-i ilâhiyeye karşı kendisinin ne mertebe hakîr, fakir, muhtâc-ı merhamet, müftekır bir bende-i pür-ma’siyet olduğunu bilme li ve İbâdetler meyânında Cenâb-ı Hakk’ın en ziyâde sevdiği olan namaz sâyesinde kavlen ve fiilen taleb-i afv ve mağfiret 58

