Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
42 daha vardır. O dahî ^^^ ^ !>/j \ âyet-i celılesîne ıttibâ- an şeyhini hatırda bulundurmaktan ibarettir. Bunun hikme ti ise: Ma’lûm olduğu üzere nefs ve şeytan gibi iki düşmen-i bî- emânı müdâfaa eylemek her bir yiğidin kârı değildir. Görü yoruz ki bu düşmanlar milyonlarca mü’minleri iğfâl ederek Cenâb-ı Hakk gibi bir Hâlik-ı ’Azimlerine, bir Râzık-ı Kerîm- ■ lerine, bir Veliyy-i ni’met-i müstedîmlerine âsî ederek müsta- hıkk-ı azâb u ıkâb eylemekten hâli kalmıyorlar. Ve bir kuv vete istinâd etmedikçe pençe-i şekavetlerinden tahlîs-ı kerî- bân edemiyorlar. Binâenaleyh sâlik bu kuvveti Aleyhissalât ü vesselâm Efendimiz’e müntehi olan stlsile-i meşâyıhdan ara malı ve Cenâb-ı Hakk’in sâdık bir kulu olduğuna i’tikâd ede rek kendisine şeyh ittihaz ettiği bir kimseye irtibât-ı ma’ne- viyye ve muhabbet-i kalbiyye ve maiyyet-i rûhâniyyeden bek lemelidir. . Rûhâniyyet envâr nev’inden olduğu için zıyâ-yı şems gibi mesâfe-i kurb u bu’dün te’sırinden vârestedir. i şiir-i fârisısi de bu hakikati îzâh için şâhid-i âdildir. Ne haceti Zikrolunan âyet-i celîledeki fermân-ı İlâhiye imtisâlen Cenâb-ı Hakken sâdık bir kulunu peder-i ma’nevî ittihaz ve ma’iyyet-i rûhâniyyelerini iğtinâm edenler sa’^ ü gayretleri ve tarîkat-ı aliyyeye itâ’atları nisbetinde n'efsve ' şeytanın taarruzundan tahlîsrı cân eyledikleri ve te’mîn-i istik bâlleri için şerîat-ı mutahhara ve tarîkat-ı münevverenin dâ- rü’l-emânında bulundukları her zaman meşhûd-ı bâsıra-i im- tinânımız olmaktadır. Cenâb-ı Hakk bilcümle ümmet-i Muhammed’in bâsıra-i muhakemelerindeki perde-i hıtâbı zail ve bir hayli âyât-ı kerî me ve ahâdîs-i şerife ile tenevvür etmiş olan şems-i tâbân-ı hakikatin müşahedesine nâil buyursun, âmîn.

