Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
42. Mekjtub ¡8 8 Şîve-t güftârınızı andırır ve nısf-ı muvasalanız makamına kaim olabilen latif, nazîf, şerif olan bir kıt’a mürâsele~i ce- vâbiyenîzi yed-i iftihâra aldım. Okudum, anladım. Âteş-i firâ- , ka medâr-ı tesliyet ve deavât-ı hayrıyemi izbâr-ı ref’-ı bâr-gâh-ı Ahadiyet eyledim. Mazanneden bir zat ile görüştüğünüzü ve bu zamanda mürşidin adem-i vücûduna olan kanâatinizi ve yalnız -bu fakir-i hakirin hakkında der-kâr olan hüsn-i zannı- nızı beyan buyurmuş idiniz. Ma’lûm ola ki, erbâb-ı irfan ve ashâb-ı fazl u kemâli, fazl-ı kemâl ile iknâ eylemek müteassirdir. Hakk-ı dâıyânemde rây- gân buyurulan rikkat, şefkat, merhamet, inâyet yalnız bir acz u füturun bir müşâhede-i kusûrun semeresidir ki, Cenâb-ı Hakk bu abd-i âcizine ıhsan buyurmuştur. Ele düşmez senin fazl u hünerle dâmen-i lütfün Seni aczile teshir eylemekten başka suret yok beytinin müfâdınca dâîleri gerek zât-ı ârifânenize ve gerek görüştüğünüz zâtı seriâ edenlere hatâ isnâd edemem. Her iki tarafa dahî hak vermek isterim. Varolasız. Semere-i ihlâs ve muhabbetinizle kâmkâr olasız. Tarikat-ı aliyyede seyr-i sülük ile makam-ı nefsi tayy ve Halık-ı Hayy-ı Lâ-yezâl’e takarrub için en derin bir noktada beslediğiniz niyyet ve arzû-yı mülâ- katı bildiğim halde cilve-i ilâhiyenin göstermiş olduğu dûri-i sâriye biraz daha sabır ve tahammül eylemek lâzımdır. Evrâd ve ezkârınızın kalil olduğunu biliyorum ¿L^J ^j ^ âyet-i çelilesi iktizâsınca makam-ı nefs- te dahî ism-i celâli zikrediniz. Şöyleki; Nefş,.nâsiyede yâni sec- de mahallinde olup bir lâtîfe-i zulmânîdir. Fikren kalbi zâkir ettiğiniz gibi lâtîfe-i nefsi dahî o sûr etle zâkir ediniz. Sanki nefs, nâsıyede «Allah birdir.» söylüyor ve bunun için bir a- İ4 Sı r R 7^& 154

