Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
İSTİKBAL ENDÎŞESİ Muhtelif tarihlerde yazılan, değişik lütuf ve şefkatlerle süslenmiş saadet ve merhamet dolu mektubunuz vaktiyle alınmış ve ayrılık derdime şifâ, hasretle dolu gönlüme safa bahşeylemişti. Bir zaman tutulduğum hastalık yüzün den, bir ara ikametgâhınızı ve evinizi taşıdığınız yeri kes- tirememekten şimdiye kadar bir teşekkür mektubu yazma ya muvaffak olamadım. Maamâfih kalbime yerleşen mu habbetiniz ve ruhlarımız arasındaki herkesçe bilinen sami- miyyet ve yakmlığımız ile teskin ve teselli olmaktaydım. Bu da Allah’ın bir lütfudur. — Kalbten kalbe yol vardır, güzel sözüne ve sahih hük müne uygun olarak gözden uzak bulunmadığınız, inandı rıcı bir delile ihtiyaç bırakmıyacak derecede açık hakikat ler cümlesindendir. Daha doğrusu İlâhî lütuf ve ihsanlar dandır. Her türlü ihtiyacı karşılayan Allah’ın yüce dergâ hına ve davetleri kabul eden Mevlâ’nın icâbetgâhına tak dime lâyık duâ ve tazarrûlarımın birisi hatta birincisi tek rar kavuşmamızdır. Mevlâm ihsân buyursun. Gözümüzü, tekrar şenlendirsin, âmîn. 21 Eylül 1322' tarihli mektûbunuzda beyân buyurulmuş olduğu gibi âlem-i manada yani rü’yâda meydana gelen görüşme ve torba içinde bulunan rengarenk şekerlerin ve rilmesinden son derece duygulandım. Evet sünnet-i seniy- ye ve Pâk Muhammedi nizâma kıl kadar muhalif olmayan Nakşibendiyye evliyâsının büyükleri vâsıtasıyla, her tür lü münâkaşadan uzak bulunan Hâlidiyye tarikatına kalp lerini rabteden sâdık ihvânımız için fevkalâde müjdelerin vâki olacağı inkâr olunamaz. Kemâl sâhipleri arasındâ kul lanılan «Te’mîn-i istikbâl» sözü fâni dünyâda sınırlı olan hayatımızın ikmâline yarayan şeylere aid olmasa gerektir. Bâkîyi düşünüp görmeye çalışan erbâb-ı nazar,1 ha- 115

