Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
•92* fakrı ihtiyar etmişlerdir. Fakr; ihtiyaç, yoksulluk mânâlarına gelir. Fakrın maddî ve mânevi yönü vardır. Elde-avuçta bir şbyin ol maması maddî fakr, kişinin her hâlde kendini Mevla (c.c)'ya muhtaç bilmesi mânevî farkdır. "Ey insanlar! Sizler fakirsiniz, Allah'a muhtaçsmız, zengin olan ve senâya layık olan ancak O'dur" (Fatır, 15). "Fakirlik övünç vesilemdir." "Ya Rabbi! Beni fakirlerle haşret." buyuran Nebimiz (s.a.v.) Müslümanların, serveti çok da olsa kalpçe fakir, Allah'a muhtaç, mü'minlere karşı mü tevazı, kafirlere karşı onurlu olmalarını kasdetmektedir (Mâide, 54- Fetih, 29). Üstadımız Mahmud Sâmi Rama- zanoğlu (k.s.): "Dünyalara muhib ama gönlü fakir, bir gömlekle kalan fakat kalbi kibirle dolanlarımız da var." diyerek bu hakikati ifade buyururlar. "Sadakalar ancak fakirler içindir." (Tevbe, 60) âyet-i celîlesinin izahmda, zekatm fakirlere mahsus olduğu; mânevî zekat ve sada- kanm da kalben yoksun olanlara: "O"nun zâtından baş ka herşeyi yok bilen." (Kasas, 88), "Kainatta Mevlâ'dan gayrı her şeyin biteceğini idrak eden." (Rahman, 26-27), "Dünyaıun bitip Allah katindakilerin daimi olduğunu düşünen, şühûd derecesinde evrad olarak tefekkür eden." (Nahl, 96) sâdıklarm gönüllerine bahşedileceği bildirilmektedir. Maddî değerler varlıkla ama mânevî nimetler yoklukla elde edilir. Metâ-ı lutfunu almak için sermayesiz geldim O türlü teh-i destim ki hatta ihtiyarım yok. Anlattığımız fakr hâli ferdîdir. İhtiras sahibi olup, elindeki güçle Afganistan'ı, Bosna'yı, Çeçenya'yı, So mali'yi, Keşmir'i tarümâr etmeye kalkışan zâlimler gibi olmamak, adâlete, hukûka riâyetle cemiyet ve devlet olarak zengin olup başkalarım da düşünen, belki de

