Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
24 Kemâle Dâir Sohbetler ğim bir hâl olurdu bende. "Üstadımız, Sami Efendimiz (k.s.)'in hırkasının altına ceketimi, mübarek elleriyle yaz dıkları "Uhuvet Risalesi" kitabını da döşüme bırakmışlar dı. Damatlarının yanında okuduğum şiir onu ağlatmıştı. Daha Türkçe yazıları bile okuyamadığım bu devrede, Küfi yazıyla kaleme alınan Besmele-i Şerif'i okuyunca, hayret edenlere Üstadımız: "Ömer Bey! Keramet çocukta değil göğsündeki eserde." buyurmuşlardı. Şenlenen Ev Evimizde her fırsatta, sofrada bile itikada, ibadet ve ahlâka dair bigiler verilirdi. Sık sık Sâmi Efendimiz (k.s.) anlatıldığı için ona âşık olmuştuk. Onu görme iştiyakıyla yanıyorduk. "Kimde ki aşkın nişanı var, durur-âkibet ânı er gördürür." misali yanıyorduk. ' 1960 ihtilâli'nden sonra İstanbul'dan Adana'ya yaptık ları seyahatta Yeşilhisar, İçmece mevkiinin üst tarafından geçen yolda üç grup olarak Sami Efendimiz (k.s.)'i bekli yorduk. Her grubun başında bir hoca nasihat veriyordu. Nihâyet beklenen misafir geldi. Bize hep "melek gibi" dendiği için, semadan uçarak gelecek diye tasavvur eder ken, cemaatten biri, gökyüzünden yere inen acayip nura tahammül edemeyerek "Allah" diye cezbelendi. Ayağa kalkmak isteyen, sevinç gözyaşlan döken cemaati Üstadı mız oturttular. Birer birer musafaha yapıldı. Dilim dilim elmalar ikram edildi. Daha aramızdayken, ayrılır korku suyla, içimize düşen firak ateşiyle, Sami Efendimiz (k.s.)'i Niğde cihetine oradan da Adana'ya yolcu ettik. Niğde'den geçerken trafik polisi ondaki sırrı müşahede edince, şaş kına döner. Takibinde olan, arabadakilere: "Allah'mızı se verseniz deyin; bu insan mı, melek mi?" diye sormaktan. kendini alamaz. Tıpkı Yusuf (a.s.)'a kadınların Kuran-ı Hakîm'in diliyle: "Bu bir mükerrem melektir, insan değil dir." dedikleri gibi.

