Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
50 “Sadrım yarılsa, o zaman görürsünüz ilmi”, “Fâtiha Sûresi’ne kırk deve yükü mânâ veririm” dedirten; “Ben il- min şehriyim Ali (ra) de kapısıdır” sözündeki mânâdır ilim. “Hz. Selman’a (ra) doyasıya ilim verilmiştir” övgüsüne nâiliyyettir ilim. Bir soruya on türlü cevap vermesiyle, Mûsâ (as)’a “hakîkaten ümmetin, Benî İsrâîl Peygamberleri gibidir” sözünü söyleten, nebevî müjdedir ilim. Halkın cehâletle kirlenmesini önlemek için, Rabbimiz cihâda bile çıkmalarına izin vermemiştir âlimlerin. “(Bununla berâber) mü’minlerin hepsinin (topyekûn) savaşa çıkmaları lâyık değildir. O hâlde (onların her sı- nıfından yalınız birer zümre savaşa gitmeli), kimi de -dîn ve şerîat ilimlerini iyice öğrenmeleri ve kavmleri (savaşdan) dönüp kendilerine geldikleri zaman onları Allah azâbıyla korkutmaları için- (gitmeyip kalmalıdır- lar). Olur ki (bu sûretle mü’minler aykırı hareketlerden) kaçınırlar.”1 Bu Âyet-i Celîle’den hareketle, ulemâyı zaman zaman topladık. Üstümüzdeki ağır vebâli konuştuk. İbn-i Abbas R. Anhümâ’nın bahsettiği, ulemâyı tehdîd eden Mâide Sûresi’nin 63. Âyet-i Celîle’sine vurgu yaptık: “Bâri bilgin- leri, fakîhleri onları günâh söylemelerinden ve haram yemelerinden vaz geçirmeye çalışsalardı ya. Her hâlde yapmakda oldukları bu (san’at) ne kadar kötü!” Cemiyetin, hurda, dökülmüş bir vâsıtaya benzediğini söyledik. Necip Fazıl’ın Sakarya şiirindeki benzetmeyi misâl verdik: İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya; Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya. Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak. 1 Tevbe, 9/122.

