Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Yûsuf'un Kuyuya Atılması / 37 Cenâb-ı Hak, meleklerin zikrullahın şerefine yer yüzüne inmek istediklerini bilip onlara müsâade eder. Muhakkiklerin kavillerine göre Allah teâlâ Yûsuf’un işini kolaylaştırmak, onun korkusunu izâle etmek ve onu böyle şeylere alıştırmak ve müjde vermek üzere vahyini inzal eyledi. Bu, nübüvvet ve risâlet müjdesini hâvî olan vahiy idi. Allah teâlâ, Yahya ve İsa -aleyhisselâm-’a bulûğ çağlarından evvel vahyeylemiştir. Allah teâlâ bazı kulla rına daha küçüklüğünde velâyet kapısını açar. Veliler den Sehl bin Abdullah et-Tüsterî -kuddise sirruh- da bunlardandır. Allah teâlâ bazı kullarını ona göre hazır layıp dilediği vakit onlara nübüvvet kapısını açar. Velâ yet ve nübüvvet işi, bulûğ çağına yâhut kırk yaşına ge linmesine bağlı değildir. Enbiyânın ekserisine sünnetul- lah icâbı kırk yaşından sonra nübüvvet gelmiştir. Yine sünnetullah, bazı nebilere bulûğ çağından ve kırk ya şından evvel nübüvvet gelmesini iktizâ ettirmiştir. Fakat tebliğ vazifesi umûmiyetle kırkından sonra başlamıştır. Rûhun kalbe taallukunun husûsiyeti, sebep ve hik meti, birbirleriyle olan münâsebetlerden kalb-i ulvînin, nefs-i süflinin, kuvvetlerin ve hislerin tevellüt etmesidir. Ruh ve kalb ruhâniyet âlemine meylederler, nefis, mâlum kuvvetler ve hisler ise hayvâniyet âlemine meyil ederler. Eğer insan kendi tab’ına, arzusuna bırakılırsa gâlibiyet nefsin olur, beden rûha, kalıp kalbe gâlip olur. Bu şakilerin hâlidir. Eğer kalb kuyunun derinliklerinde, uzlette vahiyle, ilham ile te’yîd olunup inâyet-i ezeliyeye nâil olursa gâ-

