Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
74 / Hazret-İ Ömer --------------------------------------------------------------------- Hz. Ebû Ubeyde -radıyallahu anh- Humus'a hare ket ederek, Hz. Hâlid -radıyallahu anh-'i Kansirin'e gön derdi. Cüz’î mukavemetten sonra cizyeyi kabul ettiler. Kansirin’in fethini müteâkib Hz. Ebû Ubeyde -radı- yallahu anh- Haleb’e gitti. İslâm Ordusu’nun mukaddi mesine kumandânlık eden iyâz bin Ganem -radıyallahu anh-, Haleb'i muhâsara etti. Nihayet teslîm oldular. Sonra Ebu Ubeyde -radıyallahu anh- Antakya’ya Gözüyle "ver!" demek isterken, arkadan bir elem. Enine başladı, baktım: Nigâh-ı merhameti, "Götür!" deyip bana îmâda, ses gelen ciheti. Ne yapsam içmeyecek, boştu anladım ibram; O yükselen sese koştum ki: Âs’ın oğlu Hişâm. Görünce gölgemi birden kesildi nevhaları; Su istiyordu garibin dönüp duran nazarı, içirmek üzre eğildim, üçüncü bir kısa “âh!” Hırıltılarla boşanmaz mı karşıdan nâgâh! Hişâm’ı gör kİ, o hâlinde kaşlarıyle bana, "Ben istemem hadi git ver! diyordu, haykırana.” Epey zaman aradım âh eden o muhtazarı... Yetiştim, âh, kavuşmuştu Hakk'a son nazarı... Hişâm’ı bari bulaydım, dedim, hemen döndüm: Meğer şikârına benden çabuk yetişmiş ölüm! Demek, bir amcamın oğlunda vardı, varsa, ümid... Koşup hizâsına geldim o kahraman da şehid. Şark'ın ki mefahir dolu, mâzî-i kemâli, Yarabbi Ne onulmaz yaradır şimdiki hâlî! Şirâzesi kopmuş gibi, manzûme-i îmân, Yaprakları yırtık, sürünür yerde, perîşân. “Vahdet" mi? şiârıydı?.. Görün şimdi gelin de: Her parçası bir mel'abe eyyâmın elinde! Târihine mev’ûd-ı ezelken, ‘'ebediyyet”, Ey tefrika zehriyle şaşırmış giden ümmet! "Nisyân”a çıkan yolda mı kaldık gümrâh?.. Lâ Havle veiâ kuvvete illâ billâh..." - Mehmet Âkit Ersoy, Safahat, İst. 1975 Shf: 435 -

