Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
126 / Hazret-i Ali ma’ya bir cevâb bulurum," diye düşündü. Yanındaki al tı akçeyi vererek, borçlu müslümanı sıkıntıdan kurtardı. Bir zaman Fâtıma’ya ne söyleyeyim diye düşünceye daldı. Sonunda, "Nasıl olsa Fâtıma kadınların seyyide- si, Rasûlullah’ın kızıdır, bir şey demez,” diyerek eli boş eve döndü. Hazret-i Haşan ve Hüseyin -radıyallahu an- hüma- kapıya koştular. Babalarının meyve getireceğini ümid ediyorlardı. Babalarının ellerini boş görünce Haz ret-i Fâtıma’ya: - Verdiğin altı akçe ile bir müslümanı hapisten kur tardım, buyurdu. Hazret-i Fâtıma -radıyallahu anhâ-: - Çok iyi yaptın, elhamdülillah, bir müslümanı ha pisten kurtarmışsın. Hak Teâlâ bize kâfidir, dedi. Fakat mübârek hâtır-ı şerifleri biraz mahzûn oldu. Hazret-İ Ali -radıyallahu anh- üzüntüsünü sezip, iki oğlunun da ağ ladıklarını görünce gönlünde bir kırıklık hissetti. Bu elem ile dışarı çıktı. “Bar-i gidip Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in mübarek yüzünü göreyim de bu üzüntüden kurtulayım” diye düşündü. Zira Rasûlullah - sallallahu aleyhi ve sellem-’in mübârek yüzüne bakan kimsenin her üzüntüsü gittiği gibi, kalbinde sürür ve sâ- fâ hâsıl olurdu. Bunun için Hazret-i Ali, Rasûlullah -sal lallahu aleyhi ve sellem-’in tesiri katî ve çabuk bir ilaç gibi olan mübârek ayaklarının tozuna yüz sürmeye git ti. Yolda bir kimse gördü. Elinde besili bir deve vardı. Hazret-i Ali’ye: - “Ey Yiğit! Bu deveyi satıyorum, alır mısın?” dedi. Hazret-i Ali; - Şimdi param yoktur, dedi. O şahıs:

