Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
16 Dilimizde “asr” mutlak zaman ve özellikle içinde bulu- nulan zaman ve “karn” (yâni seksen veya yüz senelik bir zaman) mânâlarında yaygın olmuştur. Burada tefsirciler başlıca: İkindi namazı, ikindi vakti, dehr ve zaman, özel- likle Muhammed Aleyhisselâm’ın asrı, yâni Resûlullâh’ın gönderildiği zaman, âhir zaman mânâları üzerinde yü- rümüşlerdir. İbn’ü Cerîr, “dehr, öğle saatlerinden bir saat, ikindi mânâları” hakkındaki rivâyetleri zikrettikten sonra der ki: Bu hususta doğru olan görüş şudur: Rabbimiz Teâlâ asra yemîn etmiştir. Asr, zamânın ismidir, ikindidir, gece ve gündüzdür. Bu ismin içerdiği mânâlardan birini tahsîs etmemiştir. Onun için bu ismin lâzım olduğu her mânâ bu yeminde dâhil olur. Demek olur ki “asr”, çeşitli mânâlara gelen bir müşterek lafız olduğu ve birini tâyinde ipucu bulunmayıp hepsine de yüklenmesi sahih olabileceği cihetle “asr denilen her şey” mânâsıyla tümüne hamletmek en doğrusudur. O halde burada tefsircilerin zikrettikleri mânâlardan her bir yönünü düşünmek gerekir. “Resûlullâh’ın ashâbın- dan iki kişi birbiriyle karşılaştıklarında biri diğerine Ve’l-Asr Sûresi’ni okumadan, sonra da biri diğerine selâm vermeden ayrılmazlardı.”6 Bizim de asrımızın gidişini ve ömürlerimi- zin geçişini düşünerek birbirlerimize Hak ve sabır tavsiye etmeye ve Allah Teâlâ’ya tam îmân ile güzel amellere teşvîke ihtiyâcımız pek çoktur. Kur’ân-ı Kerîm’de Rabbimiz, sabaha, kuşluk vaktine, ikindiye, gündüze, geceye, güneşe ve aya yemîn etmekte- dir. Zaman ve zamanla alâkalı bu nesnelere yemîn etmek zamânın nîmet olduğunu bildirir. 6 Beyhakî, Şu‘abü’l-îmân, XI, 348.

