Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
15 dilediğinde O’nun buyruğu, sâdece “ol” demekdir, hemen oluverir.”4 “Kün fe yekûn” ibâresi Kur’ân-ı Kerîm’de Sûre-i Bakara 117, Sûre-i Âl-i İmrân 47 ve 59, Sûre-i En’âm 73, Sûre-i Nahl 40, Sûre-i Meryem 35, Sûre-i Mü’min 68. âyetlerinde geçer. Tefsîr-i Kebîr sâhibi Fahreddin-i Râzî Hazretleri “ol” emri hakkındaki değişik te’villeri sıralar ve en kuvvetli te’vil olarak şunu kaydeder: “Cenâb-ı Hakk’ın “ol” demesinden maksat, eşyânın ya- ratılmasında ilâhî kudretin sür’atle nüfûz ettiğini göster- mektir. Bir de bu, Hakk Teâlâ’nın eşyâyı, düşünmeksizin ve denemeksizin yarattığını gösterir.” Mesva; sonsuzluğu belirtmek için genelde “hulud” “hukb” “hulud” “ebeden” ifâdesi kullanılmıştır. “Ey Muhammed! Bil ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Hem kendi günâhın için, hem de mü’min erkekler ve mü’min kadınlar için Allah’tan bağışlanma dile. Allah, sizin gezip dolaştığınız yeri de duracağınız yeri de bilir.”5 Dehr; Câsiye sûresinde de geçtiği gibi Râğıb’ın açıklama- sına göre asıl mânâsı, âlemin var oluşunun başlangıcından son bulmasına kadar bütün süre, yâni zamânın tamâmı demektir. Burada da bu mânâyadır. Bilinmeyen uzun za- manlara da dehr denilir. “Zaman” kelimesi ise bunun aksine olarak az süreye de çok süreye de denir. Hîn, zamânın az veya çok, sınırlı bir süresine denir. Zamânın tamâmı için kullanılmaz. Vakit gibi zamânın bir parçasına denilir. Buradaki hîn kelimesi, dehrin başlangıcı olan âlemin yaratılışı ile insanın yaratılışı arasında kalan, bunlarla sınırlanan süreyi ifâde eder. 4 Yâsîn, 36/82. 5 Muhammed, 47/19.

