Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Kur'an ve Muttakîler / 61 Dokuzuncu âyetdedjjkL; Uj buyurulmakta bunların hiss ile idrâk kabiliyetinden yani şuurdan, mahrûmiyetleri onikinci âyetde dj^h'^ duyurulmakla fetânetden mahrû miyetleri -çünkü bir işin salâh veya fesâdı fetânet ile tefrik edilir-, onüçüncü âyetde ûjü~\ ¿^Jj duyurulmakla ilim den mahrûmiyetleri beyân buyurulmuşdur. Bu hasletlerin mezkûr vecihlerde onlardan nefyedilmesi yani onların bu hasletlerle alâkalarının bulunmadığının beyân edilmesi gayet ince ve yüksek mânâları muhtevidir. Birincide bunlardan şuurun nefyedilmesi hususunda bu tabirin kullanılmasına sebeb Allah’a hud’a yapmaya teşebbüs, cür’et ve cesâret cehâletin neticesi olup duy gusuzluğa delâlet eder. İkincide bunların fetânetden mahrûmiyetlerinin beyânı, sefâhetin yani beyinsizliğin bunların lâzım-ı gayr-ı müfârıkı34 olduğunu mutazammındır. Çünkü duy gusu olmayanın zekâ ve basireti yoktur. 34. Ayrılmayan, birbirini hiç bırakmayan. Hiç bir zaman ayrılmayan ve dâima bera ber bulunan. Üçüncüde bunlardan ilmin nefyi, cehâlet ve sefâhetin bunlardan ayrılmayan bir hususiyet olduğunu beyândır. Çünkü fetâneti olmayanın ilmi yoktur. Zirâ ilim, akıl olursa olur. t Allah Teâlâ Âdem aleyhisselâm-’ı halk etdiği vakit Cibril -aleyhisselâm- ona üç hediye getirdi: İlim, hayâ ve akıl. Ona dedi ki: Yâ Âdem! Bunlardan dilediğini seç! Adem -aleyhisselâm- akılı tercih etti. Cibril -aleyhisselâm-

