Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Tâlût ve Câlût / 349 Ebû Yezid’e marifetten suâl edildi, cevaben: «Şüb- hesiz ki hükümdarlar bir memlekete girdikleri zaman orasını perişan ederler. Halkından şerefli olanları hor ve hakir kılarlar.»3 Yani o memleketin daha önceki hâlini değiştirirler. İşte İlâhî ilhamlar da birçok şeylerle dolu kalbe girince, oradaki bütün kötü sıfatları çıkarır, atar. Ebû Yezid’e: «Bu marifeti ne ile buldun?» denilince, cevaben: «Aç karın, çıplak bedenle» demiştir. Rivâyet edildi ki: Benî İsrail Tâbût’u görünce, zaferde şübhe etmedi ler, derhal cihada koştular. Tâlût dedi ki: «İhtiyar, hasta, binasını bitirememiş adam, ticâreti ile iştigâl eden kişi, borçlu ve evlenip de henüz zifafa girmemiş kişiler be nimle gelmesin. Ben ancak kuvvetli, boş (işi olmayan) gençler istiyorum.» Tâlût’un seçtiklerinden 80.000 kişi toplandı. Mevsim çok sıcaktı, bir çöle girdiler, suyun az lığından şikâyet ettiler. Ve Allah’ın, kendileri için bir nehir akıtmasını istediler. Tâlût, onlara dedi ki: «Allah sizi bir nehirle imtihan edecektir.» Bu imtihanın sebebi şu idi: Tâlût’un yanın da, niyeti samîmi (muhlis) olanla, olmayan belli olsun da, ihlassızları askerden ayırsın diye. Zirâ savaşmak istemeyen kişiler askere karıştığı zaman, orduda za’f 3. Nemi sûresi, 34

