Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Tâlût ve Câlût / 347 tanlığına dâir alâmet istedikleri zaman Peygamberleri onlara dedi ki: onun komutanlığına dâir alâmet, evinde Tâbût’u bulmanızdır. Tâlût’un evinde Tâbût’u bulunca, onun komutanlığına kesinkes inandılar. Âyette «Tabut’un size gelmesi» tâbiri bir mecazdır. Zirâ o, kendi kendine gelmez, getirilir. Âyet-i kerîmede şöyle duyurulmaktadır: «Peygamberleri onlara şöyle dedi: “Gerçekten onun hükümdarlığının açık alâmeti, size o Tâbût’un gelmesi olacaktır ki, içinde Rabbinizden bir sekînet vardır.” Bu âyette şu hususlara işâret olduğu söylenebilir: Kul için, hilâfet hükümdarlığının alâmeti: Kalb tabutunu, san dığını elde etmektir ki, onda Rabbinden bir gönül rahatlığı vardır. Bu da îman sayesinde elde edilen huzûrdur, Allah ile yakınlaşmaktır. «Musa hânedâniyle Harun hanedanının met- rûkâtından bir bakiyye...» Âyette zikri geçen bu «ba- kiyye» zikir asâsıdır, «Lâ ilâhe illallah» kelimesi, yâni «Kelimetu’t-takvâ» ki, bu da bir ejderhâ, yılandır ki ağzını açtığı zaman nefis firavnının niteliklerinin sihirbazlarını yutar. Allah’ı zikrin asası kalblerin tâbûtundadır. Cenâb-ı Allah bunu cemâl ve celâl parmakları arasına koymuştur. Nitekim Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: - «Mü’minin kalbi Rahman olan Allah’ın parmak larından iki parmak arasındadır. Celâl sıfatıyla Allah o nefse fasık ve facirliği ikrâm, cemal sıfatıyla da takva,

