Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
140 / Bakara Sûresi Tefsiri her halleriyle rucû edip «Rabbimiz!» demeleridir. Bunu ister tav’an yani isteyerek, gönülden desinler, ister kerhen, iste meyerek, çaresiz kalarak desinler. Şerefiyle, alnının akıyle «Rabbim» deyip Allah’a rucû etmek mü’minlerin, zilletle, yüzünün karasıyla ve yüz üstü ateşe sürüklenip götürülür ken demek de kâfirlerin hâlidir. Rivâyet edilir ki; Cenâb-ı Allah, peygamberlerinden birine şöyle vahyetti: Kuluma belâ indirdim. Belâyı kaldır mam için bana duâ etti, ben de duâya icâbette geciktim, beni şikâyet etti. Dedim ki, ey kulum, kendisiyle sana merhamet ettiğim bir şeyden dolayı sana nasıl acıyabi lirim? Sana verdiğim belâ bir rahmettir, bunu kaldırmam için rahmetimi istiyorsun, bu mümkün değildir. Bir kimse, kendisinden lutf-i İlâhînin kesildiğini zan nederse bu aklî, tabiî ve şer’î konularda bakış eksikliğin den neş’et etmektedir. Aklî olanı şudur: Hiç bir belâ yoktur ki, akıl ondan da ha büyüğünün mümkün olduğuna hükmetmesin. Bütün dünyâ belâlarının bir kâfirde toplandığını kabul etsek, âhi- rette cehennem ehlinin belâya uğrayanlarının en büyüğü olacağından, bu onun için bir lütuf olacaktır. Zirâ Cenâb-ı Allah, daha fazlasiyle azâb etmeye kadirdir. Tabiî olana gelince: Her belânın içerisinde bir hayır, bir lütuf vardır. Belânın bir nev’e inhisar ettiği düşünülür se hayır olduğu görülür. Meselâ Allah korusun, cüzzâm hastalığına mübtelâ olan bir insan, a’mâ bir kimse gibi de ğildir. Zengin olmak şartiyle, cüzzâm ve körlük; fakirlikle birlikte bu hastalıklara benzemez. İnsanın dini muhafaza edildikten sonra, bütün bu hastalıklar çok basittir.

