Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
Hz. Selmân-ı Fârisî / 127 Babam beni hayli aratmış, bulduramamıştı. Eve gel diğimde mâcerâyı kendisine anlatdım. Beni yeni dinimden vazgeçirmeğe çok çalışdıysa da ben fikrimde ısrar etdi- ğimden ayağımı bukağılayıp evde hapsetmekden başka çâre bulamadı. Ben ise, görüşdüğüm hıristiyanlara «Şayed Şam’a gidecek bir hıristiyan ticaret kafilesi olur ise bana bildiriniz,» diye haber saldım. Hâsılı babamın evinden kaçdım. Ve böylece bir kafileyle beraber Şam’a gittim. Kilisedeki Piskoposun yanına girdim. Dinlerini kabul lendiğimi, kendisine hizmet edeceğimi ve namaz kılmak istediğimi söyledim. O da «Pekiyi» dedi. Adamcağız fena kimse imiş. Bir taraftan cemaatı sadakaya terğıyb eder ve bir tarafdan biriken paraları kendi için iddihâr eylerdi. Fu- karâya vermezdi. Böylece yedi küp dolusu altun ve gümüş toplamıştı. Bundan dolayı kendisine pek ziyâde buğzum vardı. Öldükten sonra hakikat-ı hâli haber verince buna o kadar kızdılar ki, ölüsünü de defnetmekden imtinâ ile, ölüsünü asarak taşa tutdular. Bunun yerine sâlih bir zat geldi. Beş vakit namazı kılan Müslümanlar hariç, ondan daha faziletli, onun kadar dünyayı hiçe sayar, onun kadar âhırete âşık, gece ve gündüz ibâdete münhemik bir kimse görmedim. Kendisini pek sevdim. Hayli zaman berâber bulundum. Vefât edeceği vakit: «- Senden sonra ben kime mülâzemet edeyim? Ne yapayım?» diye sordum. Dedi ki: «- Evlâd, bugün ortalık girdâb-ı helâk içinde. Dîn-i Hakkı tebdîl ve dînin evamir ve nevâhisinden çoğunu terketdiler. Lâkin Musul'da, filân zat vardır. Benim tutduğum meslek onda da var, git.» diye vasıyyet eyledi.

