Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
80 mazlardı. Atla, merkeple, trenle, sigara dumanıyla tebli- ğe koşanlar, her yerde dillendirirdi İslâm’ın güzelliğini. O günkü imkânlarla gidilen Komor adalarında okunan ezan sesleri onların eseridir. İslâm’ın âşıklarının Çin, Malezya, Endonezya, Maldiv Adaları ve Komor adalarına, Güney Asya ülkelerine, Hindistan, Batı Pakistan, Bengal, Himalayalar’a İslâm’ın yayılmasında rolleri büyüktür. Haberleşmeyi zorluklar içerisinde yapanların güç ve kuvveti, inandıkları ulvî dâvâdan geliyordu. Zekeriyyâ (as)’ın “nidâen hafiyya” niyâzından tecellî ediyordu. “O, Rabbine gizlice içinden yalvarmıştı.”1 A’raf Sûresi’nin 205. âyetin- deki yalvarış ve yakarıştan zuhûr ediyordu. “Sabah akşam demeden, kendi içinden, korkarak ve yalvararak, alçak sesle Rabbini an ve gâfillerden olma.”2 Neml sûresinde Sebe kraliçesini İslâm’a dâvet, iletişimin çağrıdaki önemini ifâde eder. Hüdhüd kuşuyla Süleyman (as) mektup gönderdi. Sebe kraliçesi Belkıs dedi ki: “Ey ileri gelenler! Bana çok önemli bir mektup atıldı.”3 (Sonra Süleyman müşâvirlerine) dedi ki: “Ey ulular! Onlar teslîmiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o Melike’nin tahtını bana getirebilir?” “Cinlerden bir ifrit, “Sen makâmından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm ve güvenim var.” dedi. Kitaptan ilmi olan kimse ise, “Gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm” dedi. (Süleyman) onu (Melike’nin tahtını) yanı başına yerleşivermiş görün- ce, “bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; 1 Meryem, 19/3. 2 Secde, 32/16. 3 Neml, 27/29.

