Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
120 girmedim.” der ve sonra karşılaşmak, bir araya gelmek, sohbet ve muhabbet hâsıl olur. Şemdinli’ye geliyorsunuz. 12 km Allâhu âlem. Ötede çok dağlar aşıyorsunuz, çok yükseklere çıkıp tekrar aşağılara iniyorsunuz. Fakat aşktan mıdır, muhabbetten midir, sev- giden midir bilmiyorum, o dağlar o taşlar size bambaşka bir zevk veriyor. Gönlünüz bambaşka bir âleme gidiyor. Nihâyet beldesine ulaştık Tâha’l Hakkârî hazretlerinin. Bir abdest hazırlığı için yanı başlarında bulunan bir hâneden rica ettik, izin istedik. Müsaade ettiler abdest aldık, namazı kıldık. Ev sâhibi genç “çay hazırladık” dedi. Bir müddet durdu, ondan sonra “yemek de hazırladık” dedi. Bir müddet sonra baktı baktı dedi ki: “Ben sizi misâfir edeceğim.” Bundan he- men hemen 31 sene önce ziyârete gitmiştim Tâha’l Hakkârî Hazretlerini. Tabii biraz değişmiş oralar. Onun sohbet ettiği yer vardı bir ceviz ağacı, yanı başından da su akıyor. Onu taşlarla çevirmişler ama bambaşka bir güzellik vardı. Şimdi ise oraları hep betonla istirahat yerleri yapmışlar. O tadı o lezzeti pek göremedik. Sonra dergâhı uçuk vaziyettey- di şimdi ise yapılmış. İçeri girmek için müsâade istedik. Dediler ki, anahtarı bizde değil. Ev sâhibi genç ben açarım dedi. Açtı, içeri girdik. Çok güzel bir dergâh olmuş, çok gü- zel. İki katlı. Müstesnâ yapılmış. Müstesnâ dediğim, tabiî olan şekli biraz olsun muhafaza edilmiş. Bir saate yakın kaldık. Yine sözümüzün başında dediğimiz gibi, zevki târif edilemez. Sonra bir hayli yukarıya doğru çıktık, oturduk. Tâha’l Hakkârî Hazretleri gerçekten Allâh’ımızın müstesnâ bir kulu. Tabiî cismi kabirdedir ama rûhu ulvî âlemlerde- dir. Rûhuna okunduğu zaman da (elbette ki biz bilemeyiz ama büyüklerimiz müşahede ederler) rûhâniyetleri gelir.

