Sayfa yükleniyor…
Sayfa metni
116 Allâhımızın yüce kudretidir ancak gördüklerimiz. Ek- seriyetle yolculuğumuz hava yoluyla olmaktaydı. Bu sefer doğuya husûsî arabayla gittik. Geçtiğimiz her yerde dağların, taşların, semâvât ve arzın o güzellikleri Rabbımızın yüce nîmetlerini; bütün mahlûkât, kuşların cıvıl cıvıl ötüşü hep Rabbımızın kudretini gösteriyordu. Bir yazı okumuştum, orada kötülükten isyandan iyiliğe dönen, ibâdet ve tâate dönen birisi şunu söylüyordu: “Ben artık günâha vedâ ettim, ibâdet ve tâate başladım. Öyle bir hâldeyim ki baktığım dağ ve taş, semâvât ve arz gözümü yaşla dolduruyor. Bu Rabb-i Zü’l-celâlimize dönüş ne büyük bir nîmetmiş ki bir karıncaya dahi baksam, herhangi bir mahlûku temâşâ etsem benim gönlüme ilâhî bir sevgi dolu- yor.” Bunun gibi, Rabbımızın lütuf ve keremi olarak, akan sulardan tutun öten kuşlara her şey insana bambaşka bir zevk veriyor. Tabiî bu zevk maddî olan bir zevk değildi. Bu rûhânî bir zevkti, mânevî bir zevkti. Çünkü eserden müessire geçilecek olursa, baktığımız eşyâda onu yaratan Mevlâ’yı müşâhade gibi bir hâl olacak olursa insanın hâli değişiyor. Seyahat

