Sayfa metni
Gönül Beytullah’tır. Muhyiddin İbnü’l-Arabî, mü’mini, havf ve recâsı eşit olan kimse olarak tarif eder. Gazzâlî (rha), “Havf mı yoksa recâ mı daha üstün dür?” sorusunu, “Ekmek mi yoksa su mu daha önemlidir?” sorusu kadar gereksiz bulur. Müzminler Korku ve Ümit Arasında Yaşarlar Azab-ı İlâhîden korkmaya havf, lutf-i İlâhîye erişme zevkine de recâ denir. Avam, Hakk’ın azab ve ikabından korkarken havass Zât-ı İlâhî’den çekinir. Avam, cennet nimetine, ecir ve mükafata sevinirken ârifler, Cemâl-i İlâ hîyi seyretme zevkiyle neşeyâb olurlar. Mü’min, beyne’l-havfi ve’r-recâ yani korku ile ümit arasında yaşar. “Onlar, korkarak ve ümid ederek Rablerine ibâdet etmek için yataklarından kal karlar. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şey lerden de Allah için harcarlar." (Secde, 32/16) Havf-i İlâhîyi şu şekilde sıralayabiliriz: 1. İmanda kavî kullar, “Eğer gerçekten müzminseniz, onlar(ın korkutmaların)dan değil, Ben(im emirlerimi terk)den korkun!” (Âl-i İmran, 3/175) ferman-ı İlâhîsine kulak verirler. 2. “Allah’tan kulları içinde ancak âlimler korkar.” (Fâtır, 35/28) İlahî beyanına Allah’ın azamet ve Kibriyasından kalpleri titreyen gönül erleri nail olur. Bu, onların Hakk’a bilmelerinin bir gereğidir. 3. Allah’ın Celâl ve Cemâl tecellîlerine mazhariyetle kendi varlığından Hakk’ın varlığına erişen heybet ehli 110

