Sayfa metni
72 dir. Helâl kazanç olmayan ev yetimdir. Yavrusunu İslâm’a hizmet için adamayan anne ve baba yetimdir. Hayâtının her safhasını Kur’ân ve sünnetle tanzîm eden ne yetim ne de öksüzdür. İbâdetten mahrum dünyâ, Cemâl-i ilâhî seyredilmeyen Cennet de öksüzdür. Baktım Kâbe öksüz yetim. Ziyâretini yaptığı kimseler az. Beytül mâmurda dolaşan ayak izleri az. Kâbe’nin üstüne seccâdesini atıp, tahiyyatta oturur gibi Rabb-i Zülcelâl’in huzûrunda boyun büken az. Bâb-ı Kâbe ile Altınoluk arası arşı seyreden basîret ehilleri az. Ne diyeyim bu hâle ancak oturup ağladım. Benim gibi Tavaf sayısını hesâb eden çok. Zînet eşyâsıyla, kap-kacakla, elbise-kumaşla uğraşan çok. Tefekkür edip Tevhîd akîdesinin mücâdelesinin yapıldığı mekânı düşünen az. Medîne’de cihad emriyle muhârebeye koşan ashâb-ı kirâmı hatırlayan az. Çok derin mütâlaa ettim kudsî dâvâya dört elle sa- rılanlarımızın kılletini, azlığını; Hakk Teâlâ’nın az sayıyı vasfıyla Kur’ân-ı Kerîm’de, biraz tesellî buldum. Hep mi böyle yetim kalacağız? Yetimler Yetîmi’nin vekâletinde olan Pîrân-ı İzam’la bizi bu yoksulluktan, yetim ve öksüz kalmaktan kurtar Yâ Rabb! Bu serzenişime Muhammed İkbal şâhid olmalı ki, bak ne dedi: “Buradan götüreceğiniz hurma zemzem, kadife kumaş olmasın. Hz. Sıddîk’ın sadâkati, Hz. Ömer’in adâleti, Hz. Osman’ın edeb ve hayâsı, Hz. Ali Radiyallâhü anhüm ecmaînin cihâdı olsun. Anadan babadan yetim ve öksüz, illâ çocuklar değildir. Daha ne yetim, öksüz ve gurabâ vardır. Yetimi garib olarak

