Sayfa metni
45 tadını unutamıyordu sâlikleri. Tâatlerde vasat orta yolu tercîh ederdi. Her sohbette hatim iniliyordu. “Bir Yâsîn-i Şerif’le yetinin” buyurdu. Şahsî ibâdetler müstesnâ. Toplu yapılan ibâdette, en zayıfa göre tesbit edilmesini istiyordu. Efendimiz (sav) “Yâ Muaz, namazı uzatma, hasta olan, ihtiyaç içerisinde bulunan kimseler bulunabilir.” buyur- du. Ömrünü ibâdete verenlere, “Peygamber olduğum halde, namaz kılıyor istirahat da ediyorum. Oruç tutuyor iftar da ediyorum. Zevcelerim de var”1 buyurdu. Güzel ahlâka misâl, O’nun (ks) hayâtıydı. Tavırlarını görenler, utanırdı kendinden. Müşâhede edenlerin hayâtı değişirdi. Mânâsını görenler hiç konuşmazdı. Mahir İz ho- camız gibi, “bu Hz. Sâmî” derdi. Bir grub onun hakkında hep güzel sözler ederler. Dr. Dursun Bey, onunla çok bulun- masına rağmen hiç konuşmaz. Üstâzımız H. Hasan Efendi (ks) “Efendimin nelerini bilirim ama anlatamam. Çünkü beni mesûl tutar.” derdi. Zâhiren irtihâlini duymamıştı. O gü- nün sabahında bir başkaydı. “Efendim Bâyezid makâmında, Cüneydi Bağdâdî mertebesinde” diyordu. Daha neler söyle- miyordu. Kırk yıldır görürüm onu. Her ziyâretimde farklı müşâhede ederim. Ehl-i basîret, eşyâdaki sır ona zâhir. Âlem-i melekût, Ceberût ve Lâhût gözlerinin önünde. Es’ad-ı Erbilî Hazretleri’nin buyurduğu gibi, bu dünyâda bir sûret. Ama o sûret, yanından geçtiği kabrin azâbı hafifleyen, belâ ve musîbeti def olan, yağmurun ve rızkın verilişi yüzü suyu hürmetine bahşolu- nan bir zât-ı âlî. 1 Buhari, Nikâh, 1; Müslim, Nikâh, 5.

