Sayfa metni
39 Sâlihlerin sohbetlerine götürür. Sâmî Efendimizi an- lattığı gibi bizlere, ziyâretlerine de götürürlerdi. Bir ziyâre- timizde şu şekilde istirhamda bulundu: “Efendim! Zamânın fitnesinden korkuyorum. Çocuğuma bir ders verseniz” dedi. İlk Hac yolculuğunda, üçler ve yedileri ziyâret ettirdi. Kabirler ve vücûdu kendilerine kabir olan ulemâ ve ârifân-ı İlâhî’yi sâyelerinde çok ziyâret edip ellerini öptük. Kayseri’de, H. Şaban Efendimizin ellerini öperken geçirdiğim hâli sonra haber verdi: “Oğlum sana himmet etti.” Bir baba, amel defterimizi kapatmayacak olan evlâdı Hakk Teâlâ’ya hizmete adar. Hitab tarzında ölçülü olur. Ne şımartır ne de kızdı- rır. Lutfi Doğan Hocamız dergâha geldiler İstanbul’da. Yanıbaşında oturan birine “Yâkub Bey” diyordu. Sonra öğ- rendik ki, muhterem evlâdlarıymış. Yeme içme, giyim kuşamda kaliteden önce helâl olu- şuna dikkat eder. Bugünlerde muhtarlarla bir görüşme yaptık. Muhtarın biri şu hâdiseyi anlattı: “Siz küçüktünüz. Bir başkasına âid olan ağaçtan yediğiniz cevizi Hacı Hasan Efendimiz, elinizden tutup bütün mîrasçıların evlerini do- laşarak helâlleşti.” Yanlarında, âile ferdleri ve diğerlerine kaba ve sert davranmaz. Geliş ve gidişlerinde, örnek olacak tavırlar sergiler. Âsî bir baba olmaz, itâatkar merhametli bir ebeveyn olur. Dik başlılıktan uzak, mütevâzi bir baba olur.

