Sayfa metni
34 pek azdı. Sakalını bıyığını, hattâ kaşlarını kazıyan, insanların hor gördüğü, ama Sâmî Efendimizin yanı başında oturan Harrani Hazretleri gibi müferridûn zümre unutulur mu hiç? Dedemin hemen hemen hep ihvânı aynı karakterde, sükûnet sâhibiydi. Onları üstâzımız şiirlerinde şu şekilde tanımlar: Dışı soğuk içi güzel Böyle şahsı sevdik ezel Sen de bak böylece düzel Kardeşlere numûne bu. Yahyalı’nın Çiğilli mahallesinden H. Osman Fındıkçı’nın şahsı hedef alınarak yazılmıştır bu kıta. Üstâzımızın mânevî evladlarından Musa Aydoğan, ihvânın toplandığı bir bahçeye geldi. Gelişindeki vakarı görenler, gözlerini ondan alamadılar. Çok az konuşurdu. “Üstâzımızın huzûrunda taşlar bile sükûta geçer, ben nasıl konuşayım” derdi. Bazı ihvânın yüzü karanlıkta da parlardı. Üstâzımız bir seferdeydi. Eski evimizde, ekseriyâ dedemin ihvânı bir araya geldi. Işığı söndürüp zikre başladılar. Tevhid zikrinde ilâhiler okudular. Sobacı H. Hafız Beled Sûresi’ni okudu. Karanlık ortamda, ağzından çıkan Kur’ân harflerinin nûru yüzünü aydınlatıyordu. Ali (kv) “Eski dostlarımı bulamıyorum” der ve onların ev- sâfını şu şekilde sıralar: “Yüzleri sarı, renkleri uçuk, bedenleri zayıf, başları bir tarafa eğik, vücudları, rüzgârlı bir havada ağaçların sağa sola meylettiği gibi meyleden kimselerdi.”

