Sayfa metni
33 Ötme bülbül ötme bülbül Derdi derde katma bülbül Benim derdim bana yeter, Bir de sen dert katma bülbül. Erenköy’de, H. Mehmet Öztürk amcanın evinde terâvih namazı kılındı. Namazı müteakip, Sâmî Efendimizin sağ taraflarında oturan sarışın heybetli bir zât gördüm. Hâlâ ismini bilmiyorum. Çaylar geldi. Sâmî Efendimiz kendi elle- riyle yanındakilere ikrâm ediyordu. Zâten “Seyyidül kavm” kavmin efendisiydi. Sağ cânibinde bulunan, ne kadar iltifat buyursa vakarla oturuyordu. Hiç unutamadığım huzur ehli kimselerden biri de oydu. İnsan ne kadar kötü de olsa, ma- navda elmanın çürüğünü de iyisini de bilir. Bizi bu kabilden kimse olarak görün. Lütfen bir üstünlük atfetmeyin. Söz erenlerin köyünden açılmışken, deryâlar misâli bitmeyen huzur ehillerinden bir katre olsun sunayım izn-i İlâhî ile. Üstâzımız Erenköy’ü teşrîf buyurdu, Fikri Kılıç Beyefendi’nin hânesinde istirahat buyurdular. Bu anda içe- riye bir mübârek kimse girdi. Aynen Fatih Sultan Mehmed Hân’a benziyordu. Onu görünce ayaklarını uzattı. O da bir güzel masaj yaptı. Ama hal ve tavrı bir başkalarına benzemi- yordu. Bir bahçıvanın yetiştirdiği gül fidanı olduğu belliydi. Unutamadığım bu şahsı, yıllar sonrası Mehmet Birkandan kardeşimize anlattım. O da “bu benim babam Vahdeddin Efendi” dedi. Herkese mübârek ayaklarını ovalatmayan üstâzımız, Kayseri’de Ömer Çimen’in hânesinde Hava İkmalde çalışan bir işçiye müsaade buyurdu. Sakalı bıyığı yoktu. Fakat bu çehredeki olgunluk, kalbinin nûrunu yüzüne yansıtan kimse

