Sayfa metni
88 Vatan; inancın egemen olduğu bir yurttur. İslâm hayâtın her yönünü içine alır. Bu sebeple vatanı belirli sınırlar içe- risinde değerlendirmiştir. Peygamber Efendimiz (sav) Medîne’ye hicret ettiklerin- de Yahudilerle yapmış oldukları anlaşma maddesi şudur: “Ortak vatanları olan Medîne’ye bir saldırı olursa berâber savunma yapacaklar.” Vatanına bir müslüman devlet dahi saldırsa, onu korumak dînî bir emirdir. “Bu vatan toprağın kara bağrında, sıra dağlar gibi duranlarındır. Bir târih boyunca, onun uğrunda, kendini târihe verenlerindir.” Orhan Şaik Gökyay Ülke savunmasında Efendimiz (sav) farklı görüşte olan- ları bir araya getirdi, “Vatanımızı muhâfaza edelim.” bu- yurdu. Ülke böylece koruma altına alındı. Âkif’in (rh.a) “Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan şühedâ.” dediği vatanımızın her türlü tehlikeden kurtulması için bir araya gelmekten, birlik ve berâberlik temin etmekten baş- ka bir çâre yoktur. 72,5 milletten meydana gelen İstanbul; Osmanlı’nın, ecdâdımızın salâbetini, güç ve kuvvetini, îman ve ahlâkını, adâlet ve hakka riâyetini görünce şu sözü söy- lüyordu: “Kardinal şapkası görmektense Osmanlı serpuşunu görmek yeğdir.” Biz; îtikâdımız ehl-i sünnet vel-cemâat, Peygamberimiz (sav) ve Ashâb-ı Güzîn’in yolunda oldukça, ibâdetimiz mezheb imamlarına uydukça, ahlâkımız, ahlâk-ı Muhammedî’ye (sav) muvâfık düştükçe güçlüyüz kuvvetliyiz. Gücümüz fânîlerden değil bâkî olan Cenâb-ı Hakk’dandır. “Kuvvetli mü’min zayıf mü’minden üstündür.” Hadîs-i

