Sayfa metni
86 amaçla saldırmışsa, siz de aynı şekilde karşı saldırıda bulunun.”2 Hadîs-i şeriflerde: “Kim, canı (nefs) uğrunda ölürse şehittir, kim nâmusu (âilesi) uğrunda ölürse şehittir, kim malı uğrunda ölürse şehittir.”3 Başkasının hakkını korumada Efendimiz (sav) şöyle buyurur: “Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şâyet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiş- tirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki, bu îmânın en zayıf derece- sidir.”4 İslâm âlimleri, genel anlamda olmak üzere, kötü- lükleri el ile değiştirmenin yöneticilerin, dil ile değiştir- menin âlimlerin; kalb ile değiştirmenin de bunlara güç yetiremeyen zayıfların, avâmın görevi olduğunu söylerler. Her seviyedeki müslümana düşen görev ifâde edilmiş olur. Mü’minin hayırhah olduğu âyet-i celîle’de şu şekilde beyan buyurulur: “Siz, insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emredersiniz, kötülükten alıkoyarsınız ve Allâh’a inanırsınız. Ehl-i kitap da inanmış olsalardı elbette onlar için hayırlı olurdu; içlerinden inananlar da var, fakat çoğu yoldan çıkmıştır.”5 Peygamberimiz (sav): “Kim kardeşinin nâmusunu korursa Allah da kıyâmet gününde onun yüzünü Cehennem ateşinden korur.”6 Meşrû müdâfaada asıl gâye, cezâlandırmak değil, onun bir kötülük yapmasına mânî olmaktır. Meşrû müdâfaa, zarûretten dolayı câizdir. 2 Bakara, 2/194. 3 Tirmîzî, Diyât, 21. 4 Müslim, Îmân, 78. 5 Âl-i İmrân, 3/110. 6 Tirmîzî, Birr, 20.

