Sayfa metni
Tebük Seferi / 19 Zeyd bin Ebî Salt bunu fırsat bilerek, «tuhaf şey Muham- med -sallallahu aleyhi ve sellem- peygamberim der ve göklerden haber verir, halbuki devesinin nerede olduğu nu bilmez» demiş. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sel lem- Efendimiz «Vallahi ben bir şey bilmem illâ Cenâb-ı Hakk’ın bildirdiğini bilirim. Şimdi Cenâb-ı Hak bana bildir di ki, deve filân vadide filân yerde yutarı bir ağacın dalına ilişip kalmış gidin getirin» diye buyurdu. Hemen oraya vardılar filvâkı deveyi o halde bulup getirdiler. Yine Tebük’e giderken münafıklardan süvâri müf rezesi ön tarafta kendi aralarında Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ve ashâbı ile istihzâ ediyorlardı. Münâfıklardan Vedîa bin Sâbit mücâhidleri harb ve cihaddan tenfir için «Şu adama bakınız. Şam karalarını fethetmek istiyor? Ne münâsebet? Benî Asferle harbi, Arabın biriyle harb mi sanıyor?» demişti. Münâfıklardan Muhsin bin Humeyre de: Sonra hakkınızda Kur’an inerde bu söylediklerinizi Muhammed’e -sallallahu aleyhi ve sellem- bildirir, demişdi. Bunların bu sözü vahy-i İlâhi ile Rasûl-i Ekrem -sal- lallahü aleyhi ve sellem-’e malum olunca Ammar bin Ya- sir -radıyallahu anh-’ı gönderdi. Bu müfrezeyi huzuruna getirtti. İbtida inkar ettiler. Sonra Rasûl-i Ekrem bu muhâvereyi aynen hikâye edince «Biz sana ve ashabına dair bir şey konuşmadık. Belki kervan âdetince yola kolaylık olsun için bâtıl söz lere daldık ve oyun oynadık» demeleri üzerine şu ayet-i celîlenin nâzil olduğu mervidir.

