Sayfa metni
94 | Sohbetler III olan bu ilmin yerine ledünnî bir ilme sahip olmak istiyordu. Bu da ancak bir mürşid-i kâmil sayesinde olurdu. Hindistan, Cihanabad, Dihle şehrinde Abdullah Deh-levî hazretlerine gitti. Abdullah Dehlevî’nin (k.s.) dergâhına girdi. Kendini tanıttı: "Süleymâniye, Bağdat ve Şam âlimlerinden Mevlânâ Halid!” dedi. Abdullah Dehlevî (k.s.) önce onu, dergâhın ab- desthanelerinin temizliğine gönderdi. "O, pis taşları yıkasın, temizlesin!" dedi. Hazret-i Hâlid (k.s.) hiç itiraz etmeden elde süpürge ve su kovası hizmete başladı. Bir gün yorgun luk anında nefsi, onu zayıf bularak yüklendi: - Ey Bağdat ve Şam diyarlarının büyük âlimi Mevlânâ Hâlid! Deli mi veli mi belli olmayan bir kişinin sözüyle kalkmış, dağlar diyarlar aşmış, aradığını bulamamışsın. Hani mürşid-i kâmil? Durmadan sana pislik temizlettiriyorlar. Bunun ledünnî ilmi nerede? Seyr ü sülûku nerede? Sahili olmayan bir umman gibi ilmi olan, muhaddis, müfessir, bir adama cahillerin kapısında pislikleri temizlettiriyorlar. Bu cahillerden ayrıl git! Halid-i Bağdadî (k.s.) hemen nefsine karşı gelir: - "Nefis! Uzatma! Gerekirse sakalımla temizlerim!" der ve işine ihlâsla devam eder. Abdullah Dehlevî (k.s.) o esnada pencereden bakmaktadır. Halid’in elindeki süpürgeyi ve kovayı melekler taşıdığını görür. Onu çağırır ve şöyle söyler: - Oğlum Hâlid! İlmin cihanı tutmuş, bilgin dünyaya kafi. Tek noksanın bunlardan kaynaklanan nefsinin gururu ve kibri idi. Onu ayaklar altına aldın. Artık işini melekler görür oldu. Bağlı olduğumuz efendilerimiz şeriat, tarîkat ve mari fetle hakikate erenlerdir. Sen de artık gidip bütün iklimleri irşat edebilirsin. İşte kardeşlerim; mürid olup murada ermedikçe vuslat gerçekleşmez. Büyüklenmekle, kibirlenmekle seyr ü sülük

