Sayfa metni
Ölmeden Önce Ölmek aşağıda hiç ağrı kalmadı.” dedim." "Hele iyi düşün!" dedi. "Allah, Allah! Göbeğimden aşağıda hiç ağn kalmadı." "İfaden yanlış, iyi düşün!" dedi. "Başımda az bir ağn kaldı." dedim. Biraz sonra o da geçti, hiç ağrım kalmadı. Allah, Allah! Bir rüya âlemi. Elimden tuttular. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v)’in yanına vardım, O (s.a.v.)’nu ziyaret ettim. Sonra beni uçurdular, bizim evin avlusuna indim. Herkes ağlı yor. Niye ağlıyorlar acaba diye yanlanna gittim. Onlara, "Bakın ben iyileştim." diyorum. Aileme vardım. "Niye ağlıyorsun?" dedim. Benden tarafa bakmadı bile. Kardeşime sordum, o da cevap vermedi. Ben de bir kenara durdum. Elimi kafama koy dum. Ağlayamıyorum da. Ortada birisini yıkayıp duruyorlar. Sonra, sardılar, sarmaladılar. Kabristana gittik. Kabir yapıldı. Üstü kapatılmadan birisi beni içine itiverdi. Meğerse Ölen ben- mişim. Tabib öyle gülüyor bana. "Nasıl iyi oldun mu?" dedi. "Elhamdülillah!" dedim. "Gel buraya!" dediler, bir perde açıldı. Evliyalar meclisi toplanmış, sohbet ediyorlar. Sonra bir başka perde açıldı: Baktım, Hz. Muhammed Mustafa Efendimiz (s.a.v) oturmuş, sağında-solunda bütün Peygamberler. Bana da, "Hoş geldin ey ümmetim!" dedi. *** Bu hadisenin bir benzeri, pederimin âlem-İ bekâya intikâlinde gerçekleşti. Vefatından üç gün sonra idi mânâ âle minde muhterem pederim Mustafa Hulusî, Efendi ile görüştüm: - Nasılsın babacığım, ölüm ânında hiç acı çektin mi? dedim. - Hiç haberim yok oğlum! dedi.. - Kutbu cihanımız, Hacı Es’ad Efendimiz (k.s.) başımda oturuyordu. O’nu çok sevdiğim için yüzüne bakarken canımın çıktığım duymadım. - Kabir suali nasıl oldu? dedim. Şöyle cevap verdi: - İki melek geldi. İlmiyle âmil, âlim bir zât imiş. Üç aylar da, Receb-i Şerif’te vefat etmiş. Şeyhi de başında oturuyor. Sual sormuyoruz deyip, gittiler. - Peki babacığım, bir kaç yüz ihvan senin için ağlıyor, sen 107

