Sayfa metni
Takdim Mürşid-i kâmiller kendilerine tâbi olanları, ana sütü gibi; saf, katışıksız, hakikî bir ilimle beslerler. Nasıl kİ İnsan tabiatı, vücûda zarar verebilecek gıdalar alındığında zaafa uğruyorsa aynı şekilde insan ruhu da; Kitâb-ı Kerîm’den ve Sünnet-i Senİyye’den alınan İlâhî nûr ile beslenmediği takdirde asıl hüviyetini kaybedecek ve hastalanacaktır. İmâm-ı Gazali (rh.a.) mürşid-i kâmili hâzık bir doktora ben zetir. Doktor, bizatihi hastayı iyileştirici olarak kabul edilemez. Ancak o, tavsiye ettiği ilaçlar, perhizler, tedavi usulleri ile bir yol gösterici olabilir. Hastalığın giderilmesi ise doktorun tavsiyeleri ni yerine getirmekle mümkündür. Aksi halde hastalık müzmin bir hal alacak, nihayet kötü bir ölümle son bulacaktır. Bedenler hastalandığı gibi ruhlar da hastalanabilmektedir. Âyet-i Kerime’de buyrulan, "Allah onların kalblerini ve kulaklarını (küfürlerindeki inadları yüzünden) mühür- lemiştir. Gözlerinin üzerinde ise büyük bir perde vardır." (Bakara, 2/6) tehdidi gerçekleştiğinde; bu artık ruhlar için azâb- ı İlâhî demektir. İşte bütün Allah (c.c.) dostları bu devasız rûhi haller yaşanmasın diye çaba gösterirler. Eşrefoğlu Rûmi (k.s.)’nin, "Mürşid, kişiyi Allah (c.c.)’a, Allah (c.c.)’ı kişiye sevdiren insandır." tarifi onların hayatların da esas aldıkları düsturları ortaya koymaktadır. Allah (c.c.)’m bir tek kulu azaba duçar olmasın diye tüm gayretleriyle, gecelerini 7

