Sayfa metni
Allah Yolunda infak / 405 Allah’a kullukta yetişen bir genç, çıkıp dönünceye kadar kalbi mescidde bağlı insan, birbirlerini Allah için seven iki insan, bunlar bu sevgi ile bir araya gelir ve ayrılırlar. Kim senin olmadığı yerde Allah’ı zikredip de ağlayan insan. Güzel ve soylu bir kadın kendisini davet ettiği halde »ben Allah’tan korkuyorum» diyerek bu davete icâbet etmeyen insan ve bir de sadaka verip de, sağ elinin verdiğini sol eli bilmesin diye gizleyen kişi.» Denildi ki; Müslümanların fakirleri çoğalınca Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-, muhtaç olmaları İslâm'a girmelerine vesîle olsun diye müşriklere sadaka vermekten nehyetti. Bunun üzerine şu âyet nâzil oldu: pLİj ¿jA ^Jy^ <Ul j^-ij ı^i1^ ö1xLp (_jA~J «Habibim! İnsanları hidâyete erdirmek senin üze rine borç değildir. Ancak Allah, hidâyeti kime dilerse ona verir.» Yâni ey Habibîm! Sana muhalefet edenleri hidâyete erdirmek senin vazifen değildir. O halde İslâm'a girmeleri için neden onlara verilen sadakalara mâni oluyorsun? Burada küfrün, nafile sadakaya mâni olmadığına işâret vardır. Ancak vâcib olanda ihtilâf edilmiş. Ebû Hanife va cip sadakaların (zekât ve fıtragibi) kâfire verilebileceğini ifâde etmiş, diğer imamlar buna cevâz vermemişlerdir. Cenâb-ı Allah şöyle buyurdu. «Sadakalar, Allah yolunda kendilerini vakfetmiş fakirler içindir ki onlar yeryüzünde dolaşmaya mukte-

