Sayfa metni
Allah Yolunda infak / 393 Yâni, cimrilik, mal sevgisi ve onu sımsıkı tutma ve harcamaktan sakınma gibi çirkinliklerin ortadan kalk ması için nefsinin bir kısmını îman ve tâat üzere sâbit kılmak istiyorlar demektir. Zirâ nefis, fıtraten malı sever, bedenî ibâdetleri ağır görür. Ancak onu neye alıştırırsan ona alışır. Nefis, çocuğa benzer, onu serbest bırakırsan devamlı annesinin memesini emmek ister, memeden kesersen kesilir. Nefsi, kendi hâline bıraktığın zaman, kendine göre alışkanlıklar kazanır, tembelliği, ciddiyetsizliği, cimriliği, malı hayır yollara ve îmanın gereklerine sarfetmemeyi itiyâd hâline getirir. Onu mükellef tutar, bedeni, mâlî ibâdetlerin güçlükleriyle karşı karşıya bırakırsan o, bunlara boyun eğer, yaratılıştan gelen âdetlerden kendini kurtarır. Nasıl oluyor da, mal, nefisten bir cüz kabul ediliyor? Onu sarfetmek sûreti ile itaat nefsin, bir kısmının itaati ve nefsi îman semeresi üzerinde tesbît etmek oluyor dersen, cevaben derim ki, şübhesiz ki nefis, mala çok düşkün olduğundan dolayı, sanki mal nefsin bir parçası gibi kabul ediliyor. Mal canın yongasıdır. Malını Allah için sarfeden kimse, nefsinin bir kısmını îmân üzerinde sâbit kılmıştır. Malını ve canını veren insan ise hepsini sâbit kılmıştır. Akıllı insan, Allah’a ihlâs ile kulluk eder ve dâima gizli Tâgût’tan kurtulmayı ümîd eder. Bu «gizli Tâgût» «gizli şirk»tir. Bundan kurtulmak ihlâsa bağlıdır. Ali İbn-i Ebî Tâlib’den rivâyet edildiğine göre Efen dimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

