Sayfa metni
150 / Musahabe 2 ------------------------------------------------------------ İslâm; sabrın şu saydığımız akşamına nasıl teşvîk ediyorsa, yârânın ölümü, hastalık, malın ziyânı, âzâ-yı bedenden birinin musibete uğraması gibi felâketlere sabrı da aynıyla tavsiye ediyor. Gazâlî diyor ki; “Belâya sabır makâmâtın en yükseğidir.” Hadîs-i Kudsî’de: “Kullarımdan bir kuluma bedeni yahut malı, yahut evlâdı yüzünden bir musibet verirsem o da buna sabr-t cemîl ile mukâbelede bulunursa kıyâmet günü kendisi için mîzân dikmekten yahut defter-i âmâlini açmaktan hayâ ederim." buyurul muştur.149 Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Efen dimiz buyurmuşlar: “Sabredin, genişliği beklemek ibâdettir. Eleminden şikâyet etmemek, musibetini anmamak Allah zü’l-celâl’i tâzîmden ve O’nun hakkını bilmekten ileri gelir.” Bir nevi sabır daha vardır ki o da başkalarının dilin den yahut elinden gelecek ezâya tahammüldür. Yalnız dîn-i İslâm bu hususta İsâ -aleyhisselâm-’ın dîninin bu gün tutulmayan mesleğini tutuyor. Ezâ gören adama o gördüğü tecâvüze mukâbil ve lâyık olan cezayı tatbîk hakkını veriyor. Hem bunu tabiî hukuk addediyor. Bu nunla beraber müslümanlık afv ile safh ile muâmele et meyi, mücâzât hakkından vazgeçmeyi, hattâ kötülük 149. Deylemî

