Sayfa metni
Sabır / 149 “Sabır ihtiyacı, bütün ahvâlde görülür. İnsan işine gelen şeyler için de sabra muhtaçtır, gelmeyenler için de... Meselâ sıhhat, selâmet, servet, ikbâl, mansıb gibi kavim ve kabilesi çok olmak gibi hoşa giden cihetlerde insan sabra çok muhtaçtır. Çünkü bu şerait içinde ken disini zabt edemeyecek olursa azar. Nâz ü naîme gö mülmekten, hevesât arkasında koşmaktan mebdeini de unutur meâdını da. Bu sebebdendir ki, “Belâya her mü’min sabredebilir, nimete ise ancak sâdıklar sabre der.” demişlerdir. Nimet ve refah içindeki sabrın mânâ sı bunların hiç birine güvenmemek, hepsinin emânet ol duğunu bilmek, gaflete nâz ü nimete dalmamak, Ce- nâb-ı Allah'ın lutfuna şükürden geri durmamaktır. Sonra namaz, oruç, zekât gibi şeriat tekliflerine ta hammül de sabır cümlesindendir. Çünkü ne kadar ko lay olsa yine teklif ve icbâr suretindeki şeylerden nefis nefret eder. Günahlara karşı durmak da sabır sayılır. Zira nefsi fesat verici heveslerden alıkoymak, hele îtiyad etmiş ise büyük cihâda muhtaçtır. Evet insan böyle bir halde iki kuvvete karşı müdâ faaya mecburdur; Arzu ve îtiyâd. Arzu ve îtiyâd: Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz: “Mücâhid; hevesâtına karşı cihad açan, muhâcirde kötülüğü terk edip kaçandır." buyuruyor.

