Sayfa metni
196 / Ashâb-ı Kiram 2 nusrat-ı ilâhiyye ile mevûdüz. Eğer şu fezadaki bulutlara da karışmış olsanız Kudret-i Hâlik sizi yerlere atar da yine keseriz, buyurdular.» Vardan, uzakdan gelen süvarileri kendi askeri zannıyla kılınca davranarak Cenâb-ı Halid'e doğru yürüdü. Süvarilerin içinde bulunan evvelce Hirakl’in generali iken hidâyet-i İlâhî erişib Müslüman olan Rumas yüksek ses ile: - Dur Vardan! Acele etme bu defa nasib şenindir, diye bağırınca. Vardan hayretle geri çekildi. O sırada Dırar bir Ezver -radıyallahu anh- elinde yalın kılınç olduğu halde göründü. Kısa mükâmeleden sonra Dırar bir kılınç atarak Vardan’ı hâk-ı helâke serdi. Ordunun ruhu mesabesinde olan Vardan’ın öldürülmesi Rumları ye’se dûçâr etdi. Artık mukavemet edemeyeceklerini bildiklerinden cümlesi Şam’a firar etdiler. Bu ma’rekede üç bin Müslümanın şehâdetiyle bi iznillahi Teâlâ muzafferiyyet ihraz olundu, imparator’un muazzam ordusu târ u mâr olub bir kısmı Kayseri’ye, Antakya’ya ve bir kısmı da Şam'a kaçmışdı. Bu büyük zaferin müjdesi Hazret-i Ebû Bekir -radıyallahu anh-'in oğlu Abdurrahman tarafından babasına götürülmüş, Hazret-i Ebû Bekir de secde-i şükrana kapanmış, bütün Müslümanlar mes'ûd u şâdân olmuşdu. Dırar bin Ezver -radıyallahu anh- ordu-yu İslâm'ın en cesur fırka kumandanlarından olub her zaman hayatını tehlikeye atmakdan hiç çekinmediği gibi Yermuk Harbinin en tehlikeli zamanlarında İkrime ile berâber din uğruna feda-yı can etmek üzere ahd û mîsak eden

