Sayfa metni
106 / Ashâb-ı Kiram 2 Varıp Hâtem'in menziline müsafir oldular. O gece onlara ziyafet ve İkram ile o atı da boğazladı ve müsafirlerine de avucuyla İhsan eyledi. Ertesi günü o elçi «Rum padişahının kendisinden şöhret bulan yağız atını istediğini söyleyince Hatem bîhuzûr olarak ıstırab içinde kaldı. Elini ısırarak; «- Niçin bu haberi bana gelince söylemedin? Evvel haber verseydin atı sana verip seni mesrûr gönderirdim» dedi ve atı kendilerine ikram olarak boğazladığını söyledi. «Çünkü sarayımda bu atımdan başka boğazlanacak bir şey yoktu dedi.» Ben, misafirin gönlünü mahrum bırakmağı mürüvvet görmem» dedi. «Ve âlemde atımın şöhretini istemem, kendi şöhretimi isterim» dedi. Sonra Rum padişahı böylece atı boğazladığını işidince onu çok tahsîn etdi. Yemen'de o zaman da bir hâkim vardı. O da gayet se- havetli ve cömertti. Yanına gelenlere akçe saçardı. Yanında kimse Hâtem-i Tayy'ın adını yâd edemezdi. Ondan ziyâde gazablanırdı. Onu benim yanımda ne anarsınız? O ne saltanata ve memlekete ve ne de hazîneye malikdir. Ancak sahrâ-nişîn bir Arâbîdir, der idi. O hâkim bir gün padişahâne bir meclis topladı. O meclisde nasılsa biri Hâtem'e duâ ve medheyledl. O hâkim de hasedinden Hâtem’e buğz ve kin tutdu. Onu öldürmeğe bir adam gönderdi. «Mâdem ki Hâtem benim zamanımda hayatdadır, o hayatda oldukça benim nâmım âlemde şöhret bulmaz» dedi. Hâtem’i öldürmek için gönderdiği o adam Tayy Kabilesinin olduğu yere vardı. Yolda önüne bir genç rast geldi. Onu mahabbetle karşıladı. Sanki öteden beri ahbab imiş gibi. Meğer o, Hâtem İmiş.

