Sayfa metni
92 / Hazret-i Ömer miş, kendisi de bîhûş olarak yere düşmüş idi. Fîrûz, bir kaç müslümanı daha yaraladıktan sonra kendisi de in- tihâr etmişti. Hz. Ömer -radıyallahu anh- evine götürüldü. İfâkat bulduğu zaman kendisini kimin vurduğunu suâl etti. Fî rûz olduğu haber verilince, bir müslüman tarafından vu rulmadığı için Cenâb-ı Allah’a şükretmişti. Hz. Ömer -radıyallahu anh- oğlu Hz. Abdullah -ra- dıyallahu anh-’ı çağırarak Peygamber Efendimiz -sallal- lahu aleyhi ve seliem- Hazretlerinin yanına defn olun ması için Hz. Âişe -radıyallahu anha-’dan müsâade is tihsâl etmesini taleb etmek üzere gönderdi. Abdullah, babasının selâmını tebliğ ile Hz. Âişe -ra- dıyallahu anha-’dan babasının ricâsını taleb etti. Hz. Âi şe -radıyallahu anha- da: - “O yeri kendim için ayırmıştım; fakat rızây-ı hâtır- la Hz. Ömer’e terkediyorum.” dedi. Hz. Ömer -radıyal- lahu anh- de: - “En büyük arzum bu idi." dedi, çok memnûn oldu. Hz. Ömer’e riyâset-i devleti kime tefviz etmek istiyorsa tasrîh etmesi ricâ edilmişse de o müsbet bir cevab ver medi. Aslında Hz. Ömer -radıyallahu anh- kendisinden sonra makâmına, Aşere-i Mübeşşere’den Hz. Ebû Ubeyde İbnü’l-Cerrâh -radıyallahu anh-’ı münâsib görü yordu. Fakat Ebû Ubeyde Şâm'da başkumândan iken tâundan 58 yaşında iken Remle ile Kudüs arasında Amvâs karyesinde hastalanarak Umyâ karyesi yakının da irtihâl-i dâr-ı bekâ eylemişti. Kabr-i şerîfi Gadîbân nâm mahallesindedir.

