Sayfa metni
170 / Hozret-i İbrahim dan öptü. Ağlayarak onu bağladı. Sonra bıçağını alıp boğazına çalmağa başladı. Fakat bıçak kesmedi! O anda İsmâil babasına şöyle dedi: - Ey Babacığım, yüzümü yan tarafa çevir. Zîra yü züme bakarsan belki sende bir acımak duygusu belirir de Allah’ın emrini yerine getiremezsin. Ben nahoş bir harekette bulunmamak için bıçağa bakmayacağım. İbrahim -aleyhisselâm- bunu da yaptı. Sonra bıça ğı boynuna koydu. Fakat bıçak tersine dönüyordu. İşte bu anda şöyle bir nida geldi: - Ey İbrahim! Sen bu işi bırak! Muhakkak rüyânı doğruladın! İbrahim -aleyhisselâm- baktı ki kendisiyle konuşan Cebrail -aleyhisselâm- Hak teâlâ hazretlerinin emriyle cennetten kırk seneden beri terbiye olunan azîm'ül- cüsse koçu alıp makâmından "Allâhu Ekber, Allahu Ek- ber!” diyerek gelmeğe başladı. İbrâhim -aleyhisselâm- Cebrâil’in tekbirini işittiğinde bildi ki müşkilinin halli geli yor. “Lâ ilâhe illaliâhu vallâhu ekber!” deyip Rabbu’l-âle- mîni tevhid ve tekbir eyledi. İsmâil -aleyhisselâm- da yattığı yerde Cebrâil -aleyhisselâm-’ın tekbirini ve babasının tevhid ve tekbi rini işittikte bildi ki Rahman olan Allah teâlâ ve tekaddes hazretlerinin rahmeti zuhur etti. O da “Allahu ekber ve lillâhi'l-hamd!" diyerek tekbir ve tahmid eyledi. İşte bu ümmete Arafe günü sabah namazından eyyam-ı teşri kin son günü ikindi namazına kadar 23 vakit namazın farzını edâdan sonra bu tekbiri getirmek vâcip oldu.

