Sayfa metni
Yermuk Harbi / 169 Asâkir-i islâmiyye ise kırkaltıbin kadar olub içlerinde bin kadar sahâbî var idi ki yüzü Ehl-i Bedir’den idi. Hz. Ebû Ubeyde’nin memâlik-i meftûhada gösterdiği adalet Hıristiyanları bile İslâm rüesâsına o kadar bağla- mışdı ki arada din ayrılığına rağmen Hıristiyanlar aldıkları mâlûmâtı Hz. Ebû Ubeyde'ye bildiriyor, istikşâf kuvvetleri göndererek Müslümanlara hizmet ediyorlardı. Hz. Ebû Ubeyde -radıyallahu anh- bütün zâbitlerini dâvet ederek dedi ki: - Cenâb-ı Hak sizi defeâtle imtihan etdi. Bütün im tihanlardan muvaffak çıkdtnız. Bu muvaffakiyetin seme resi olarak Cenâb-ı Hak şimdiye kadar nusret ihsân etdi. Şimdi ise düşman yeryüzünü titretecek kuvvetler ihzâr ediyor. Ne yapmaklığı tavsiye ediyorsunuz? Müzâkereden sonra mutâlâa-yı umûmiyye Müslü manların şehir dâhilinde kalmaları ve imdad bekleme leri merkezinde idi. Fakat Ebû Ubeyde beklemeye vakit bulunmadığını söyledi. Kuvvetleri bir noktada temerküz ettirmek için Humus’un tahliyesine karar verildi. Ordu nun hazinedarı olan Habib bin Mesleme’yi çağırarak, Hıristiyanlardan cizye olarak alınan parayı iâde etmesini emretdi. “Çünkü” dedi, “biz bu vergiyi onları düşmanlarına karşı himâye için almışdık. Madem ki onları himâye ede meyeceğiz paralarını kendilerine iâde etmeliyiz ve kendi lerine karşı yine dostluk ile mütehassis olmakla beraber onları himâye edemeyecek birvaziyetde olduğumuzu da bildirmeliyiz.”

