Sayfa metni
112/ Ashâb-ı Kiram ı orada bulunan çınar’ın dallarından iki dal aldı. Birini baş ucuna, diğerini ayak ucuna dikdi. Ve: «İşte burası Genâb-ı Mihmandar’ın Kabr-i Şerifidir» diye buyurdu. Gece olunca Fâtih, Silâhdar’ı çağırdı: «-Al benim bu yüzüğümü, git Şeyh'in çınar dallarıyla Kabr-i Eyyûb’a nişan koyduğu yere, toprağa göm ve çınar dallarını yerinden sök ve yirmi adım kıble tarafına muntazamca yere dik. Bakalım Hazret-i Şeyh yarın gittiğimizde neresini gösterecekdir?» diye emirverdi. Silahdar Ağa, Fatih’in emrini yerli yerine getirdi. Sabah olunca Fatih Akşemseddin’den bir yanlışlık olmamak için lütfen zahmet buyurarak Ebû Eyyûb’un kabr-i şerifinin yerini göstermesini rica etdi. Tekrar berâberce geldiler. Fakat Şeyh yine dünkü gös terdiği yere gitti. .Çınar dallarına bakarak: «- Bunların yerleri değişmiş, ben dünkü gün buraya dikmiş idim,» diye buyurmuş. «Ve toprak altında bir yüzük görüyorum, onu da oradan çıkarınız,» diye buyurunca maıyyetinde bulunanlar hayret içinde kaldılar. Fâtih tekrar kalbinin mutmain olması için bir alâmet izhârını rica etdi. Akşemseddin: «- Kabrin baş tarafından iki arşın kadar yer kazılsın. Mümkündür ki: «Bu Ebû Eyyûb el-Ensâri’nin kabridir.» diye yazılmış bir taş zuhur edecekdir.» buyurmuş. Fil-hakîka aynen zuhûr edince Fatih’in vücudu titremeğe başladı. Eğer maıyyeti tutmasa idi yere düşeceği muhakkak idi.

