Bir adaletle. Ihsanla Allah emri de ihsan edin, yardım edin, yoksullara bak. Ve ika ibil hurde yakın akrabalardan boktec olanlara yardım edin. Hem sırayı rahim etmiş olursunuz, hocam fidemi vereceğim ben, zekatimi ye, kime vereyim? Amca oğluna, teyze oğluna, cüzi oğluna neye, onun kızına neye akrabalara verirsen birinci sevap akrabaya derler sadakaya attal. İkincisi ilim ile meşgul olan, ilim tahsil eden talebeye verirsen en aptal olur. Çünkü buraya çıkar, bilmeyene bilmediğini duyuran gibi insana verirsen. Hoca sen de mi istiyorsun yoksa? Kaç ben, kaç senedir yemin veririm. Bak kardeşlerim, daha reistiği zamandan ele geldi. Şerait yazdım, şerait yazdım. Hiçbir şey vermezseniz bağza girerim. Bir hediye toplayayım derseniz gasp kabul etmem. Katiyen kabul etmem çünkü hayatım değil, altmışa doğru yaklaşmış da daha Allah'ım, vakıf vermeyin de milletin gözüne bakayım değil mi?
Eskiden verenlerden yüz binlerce razı olsun, ihtiyaç vardı, oldu. Şimdi yok elhamdülillah, olsun ihtiyaç vardı, oldu. Şimdi yok elhamdülillah ihtiyaç. Hiç kendi kendine kimse bir şeye havası etmesin. Allah nehyeder fuhşiyetten, münkeretten, münkerten, dahi der. Hiç türbenin dinleyecek günahlardan, o dinalardan neden nehyeder Allah? O, bu ayette yaruhun emiri, yaruhun nehyi olduğu iken ve dün kurban içinde mevlit gibi. Daha diyeyim mi? Bir daha diyeyim. Şunları dahi sevmem, birisi seni, birisi de adaletli olan hükümdarı, birisi de tevazulu zenginleri hiç sevmem. Hem çok parası ne var, hem yani şöyle bükülür adeta çünkü bizim Yahyalı buna haber veriyor. Elmaların meyvesi çoğaldı mı burnu yerde olur. Zenginlik burnu kaldırmaz. Reislik burnu kaldırmaz. Defendilik burnu kaldırmaz. Milletvekilliği burnu kaldırmaz. Daha aşağı eder. Daha aşağı olacak.
Vereyim meyvalısın, meyveli ağacın burnu yerde olur. Öyleyse sen hiç insanlığa yaraman. Varlık olduğu sıra kibirin daha artıyor mu? Adam delirsin. Çünkü peygamber adam diyor diyor sana. Doğru diyorsun, zengin olan bir kimse hem de tevassulu olursa çünkü cennete girer o muhakkak, cennete girecek kimseyi ben hiç sevmem diyor şeytan. Onun için şeytanın sevmediğinden olalım. Muhammed Mustafa'nın sevdiğinden olalım. Muhammed Mustafa hem zengin olurlar, hem de tevazulu olurlarsa daha çok ziyade da severim buyuruyor. Böyle devam edeyim. İnşallah yarın on beşten üçünü konuşabildim. Yarın devam edersen sonlarını da dinlemiş olursun. Hiçbir yere giremedim, hiçbir şey konuşamadım. Elim boş yüzüm, kara köyün çıktım yine. Salli ve fellim mübarek ala eşrefi Cemil enbiya ve musemin ve elhamdülillahi Ve Allah yolunda mücahede yapmaz. Ta ki tevzü felaha nail olasınız.
Cenabı Hakk'ın rızasını kazanarak saadete eresiniz. İttiga nedir? Bu hususta müteaddit ekol vardır. Ezcümle deniliyor ki İttiga şer-i şerifin adabını muhafaza etmektir. Vakan, herkes kendisini mütetabir ve faziletkar addedebilir. Fakat bu babda kavl-i mücerred kafi değildir. Takvanın bir kısım alametleri vardır. Kendisinde bu alametler bulunmayan insan muttaki sayılamaz. Ezcümle insan lisanını gıybetten, kalbini suizandan muhafaza etmelidir. İnsan kibirden, gururdan, başkalarıyla istihzadan, onu bunu hakir görmekten hazer etmelidir. İnsan yalan söylemekten, hıyanetten, nasıl iğfaldan, fena bid'atlara hemayülden müştenip bulunmalıdır. Hasılı insan bütün muharremattan sakınmalı, bütün Evamiri İlahiyeye riayetkar olmalıdır. İşte bunlar takvanın başlıca alametleridir. Filhakika Peygamber-i Zişan Efendimiz herkesten ziyade marifetullah'a nail bulunmuştur.
Binaenaleyh onun halfi de herkesten ziyade idi. Onun mübarek kalbini tenvir eden Mahvetullah da o nispette azim idi. Ömer Rudm-ul Hattab Radıyallahü Teala Hazretleri de pek ziyade mafetullaha mazhar idi. Bazen Kur'an-ı azimin ayetlerini okuyup dinleyince, halkinden bayılır, günlerce hasta kalırdı. Kendisini i'adette bulunurlardı. Hatta bir gün kalbini istila eden bir haşyet üzerine eline yerden bir saman çöpü alarak Keşke ben böyle bir çöp olaydım, Keşke ben, keşke ben sorulan bir şey olmasaydım. Keşke ben Neshien Mensiyye unutulmuş. Keşke validen beni doğurmamış olsaydı, demişti. Halbuki kendisi Cennet ile mübeşşir idi. Ya bizim halimiz ne olacak, ya biz ne kadar korkmalıyız. Allah-u Azimüşşan Hazretleri sav. Ayet I kerimesinde evvela takva ile emrediyor ki bu melhiyatı tek demek olduğundan takviye mesabesindedir.
Sonra da Nazm-ı şerifi ile vesile talebinde bulunmamızı emrediyor ki bu da takviye hükmündedir. O halde vesile nedir? Bizi urbu maneviyeye nail edecek şeylerden şeyler nelerden ibarettir? Şüphe yok ki Allah-u Teala'ya vuslat için en güzel vesile ibadet ve itaattir. Sünneti Nebeviyeye riayettir. Arifani ilahinin sohbetlerinden istifadedir. İbadet ve itaatin en büyüğü ise namazdır, oruçtur, hilafeti Kuran'dır. Acizlere muavenettir, yardımdır. İnsan bu sayede ruhen terakki eder, kalben münşeri olur, maneviyattan feyz alır, kurb-u maneviyeye liyakat kazanır. Bir Hadis-i Şerif'te Yani kulun Rabbisine manen en yakin bulunuşu secdeye kapanmış bulunduğu haldir. Binaenaleyh namaza niyaza devam ediniz. Arifani ilahinin sohbetlerine gelince bu iksir-i azamdır. Bir baharı feyz-i hikmettir.
Sohbet-i pakiza devyan, nevbahar devletez, cami-i bat, saba ezgü, mutarı meşhud yani pat, latif zatların sohbeti bir Devleti nevbahardır. İnsan bunların müsaabesi sayesinde tepeyyüz eder. Nitekim bazı sabahının kisvesi güllerden güzel kokuları alarak muattar olur. Binaenaleyh bu gibi ali zevatın sohbetlerinden istifadeye çalışmalıdır. Sadık Allah'ın Allah Teala Hazretleri buyuruyor ki: Bir hakkın müminler şu kimselerdir ki Allah Teala zikrolunduk da kalpleri titrer. Ruhlarında Allah korkusu tecelli eder. Ve kendilerine Hak Teala'nın ayetleri okunduğu zaman imanlarını artırır. İmanlarının kuvvetini, nuraniyetini tezyid eder. Rablerine tevekkül ederler. Cenab-ı Hakk'a itimad ederek Zat-ı Ehadiyetinde teffiz-i umur'da bulunurlar. Onlar o müminlerdir ki namazlarını ada ve erkani ile kılarlar. Kendilerine verdiğimiz rızıktan başkalarına infakta bulunurlar. İşte bir hakkın mümin olan onlardır.
Onlar için Rab'leri indinde yüksek dereceler vardır, mağfiret vardır, rızk-ı Kerim vardır. Onlar, Hind-i İlahide ali mertebelere nail olacak, cismani ve ruhani nice nimetlere zafer bulacaklardır. Ne büyük saadet bu ayet-i Kur'aniyyeye nazaran Cenabı Hak zikrolundukça, kalbinde haşyetullah zuhura gelen, Kuran'ın ayetleri okundukça imanı artan, Hakk'a mütevekkil bulunan, namazını eda, zekatını ita eden bir Müslüman, bir mümini kamildir. Görülüyor ki iman-ı kamilin birinci şartı Makafetullahtır, Allah korkusudur. Binaenaleyh Allahu Teala zikrolundukça ruhu haşyet almalıdır. Kalpte Makafetullah tecelli etmelidir. Zikrullah'ın ruhlar üzerindeki latif tesirleri, alametleri alel ekser insanın yüzünde zahir oluyor. Maşukunu yad eden veya maşukunun namı, ismi yanında yad olunan bir aşkın derhal kalbi çarpar, yüzü sararır, gözleri yaşarır durur.
Ya Allah'ını 7 ve Allah'ın şevh-u muhabbetinden mütehassil bir haşyet içinde bulunan bir Mümin-i kamilin Zikrullah esnasında kalbi latif bir heyecan ile çarpmaz mı? Yüzü sararmaz mı? Gözlerinden berrak yaşlar akmaz mı? İmam-ı Ali radiyallahu anh Hazretleri bir gün köhede sabah namazını kılmış idi. Mübarek yüzünde bir hüzün alameti parlıyordu. Yanında bulunanlara dedi ki, ben Hazreti Muhammed sallallahu teala aleyhi ve sellemin ashabını gördüm. Şimdi onlara benzer kimseleri görmüyorum. Onlar geceleri sabahlara kadar namaz kılar. Kur'an okurlardı. Kah ayakta durarak, kah cephelerini yerlere koyarak ibadette bulunurlardı. Sabah olunca da Cenabı Hakk'ı zikrederlerdi. Bir haldeki rüzgarlı bir günde ağaçlar nasıl bir ihtiyar her tarafa meyleder, titrer durursa onlar da öyle titrerlerdi. Gözlerinden dökülen yaşlar nibaslarını, elbiselerini ıslatırdı.
Vallahi ben şimdi kendimi gaflet uykusuna dalmış bir cemaat içinde görüyorum. Hazreti İmam bu sözlerinden sonra şehadeti zamanına kadar güler bir halde görülmemiştir. Perişan hal bir zat dedi ki: Baktım bülbüller ağaçlarda, keklikler dağda, kurbağalar sular içinde, sair hayvanat dahi ormanda bütün bütün gece bale ve tigan ediyor. Cenabı Hakk'ı zikir ve tesbihte bulunuyor. Artık mürüvvete muvafık görmedim ki bunların hepsi zikir ve tesbihlerle meşgul olsun da ben insan olduğum halde rahat edeyim, gaflet içinde uyuyayım. Göktem in, şart-ı ademiyyetnis, nur-u tesbih han ve men-hamuş. Dedim ki, ademiyet şanına layık değildir ki, kuşlar zikir ve tesbihte bulunsunlar da ben sükut edip durayım. Ashab-ı Nur, yüz yirmi üç Hiçbir varlık yoktur ki Allah'ı tesbih etmesin. Lakin onların tesbihlerini ince anlamıyorsunuz. El İsra Suresi. Kuran-ı Azim müminler için saadet.