Bu midemizin gıdası var. Yiyoruz, içiyoruz, meyvesidir vesaire. Bir de ruhun gıdası vardır ki ruhun gıdası da El-Rikir Almaktır. Nasıl ki böyle vücudumuzun gıdası olduğu gibi ruhumuzun da gıdası vardır. Aslında vücudumuzun da gıdası Zikrullah'tır. Bunu yerine göre izah etmeye çalışırız. Bizim yanımızda buyuruyor Abdurrahman es-Sülemî Hazretleri Ethemü minel-fikr tefekkürün artık en üstün noktası bize göre zikirdir. Yaşadığı hale göre ifade edebilir. Demek ki bu zikirle birlikte tefekkürü de var. Şimdi tefekkür edince, düşününce o düşüncenin gereği olarak Rabb'ımızı hatırlama diyebiliriz. Ve la yuhusafu bilfikir. Çünkü diyor Cenabı hak zikir diye izah buyuruyor. Fakat fikir demiyorum. Zannilerim fikirden gaye de zikir olsa gerek. Bir kısmı demişler ki zikir daha önemli, bir kısmı tefekkür demişler. Yalnız bu tefekkür diyen kimselerimiz insanın haline göre tefekkür değişir.
Mesela bir mukaddime evrad ve ezkarında olanla artık rabıta döneminde olan kimsenin tefekkürü farklı olacaktır. Bir de murakabe ehlinin tefekkürü ise şimdi Es'ad-i Erbili Hazretlerinin beyanına göre buyuruyor ki Tefekkürü mesela murakabeyi zikre tercih edin. Artık mesela bir taam diyelim ekmek demeye gerek yok. Çünkü yiyorum aç olsa da açım dese ekmek dese bir türlü. Ama ekmeği de bulmuş çorbasını da bulmuş yiyeceklerini de bulmuş. O ta diyor artık. Siz ekmekti şuydu buydu peynirdi, zeytindi demeyin, yiyin. Siz zikrullah yaparken burada gelecek daha evvel de ifade edildiği üzere merkuru bulun, zikrettiğiniz Allah'ı bulun. Bu şekilde bir izah yapmışlar. Burada zikrin çeşitleri üzerinde duruyor. Hangisini yapalım diye hale göre değişir. Bu esma zikrinde duruma göre onu ifade ederler. Mesela burada bir hoca idi kendisi zikir yaptırırdı. Efendimizin evladı sayılır.
Yalnız tevhid okurken La mevcude illallah, La mahbuba illallah diye zikir yaptırıyordu. Üstadımız Hazretleri onu görmediği halde bizimle haber gönderdi. Buyurdular ki hali La mevcude illallah diyecek durumda değil. Bunun için tevhide devam etsin buyurdular. Bunun gibi Hakikatü'l- Zikir buyuruyor Ebubekir Şibli Hazretleri. Ve nisiyanu'l-zikr, arz ettiğimiz gibi zikri unutuyor, zikrettiği Mevla ile oluyor. Zikirden gaye zikrettiğimiz Mevla'yı bulmak. Şimdi bu bizi düşündürecek tabi. Diyeceğiz ki biz namaz kılıyoruz ama namazdan gaye ne idi? Haşyetti. Azameti ilahiyeden dolayı büyük bir tazim içinde olmak. Bunu yaşıyor muyum? Yaşamıyor muyum? Mesela cihattan gaye nedir? Allah'ın Celle Celalühü tevhidinin yüceltilmesi. Acaba bu duygudamıyıl, bu düşüncede miyiz, değil miyiz? Bunun tefekkürünü yapmak. Bunu elde etmek için ne yapacağız? Bütün eserlerde mevcut.
Bunun elde edilmesi için kalbimizin korunması, bir, ikincisi azalarımızı muhafaza etmek, üçüncüsü de kimin huzurunda olduğumuzu derin derin tefekkür etmektir. Bir kısmı da buyuruyorlar ki tardul olarak bile zikir hatırlama manasınadır. Hatırlama hiç şüphesiz Rabbimizin emirlerini hatırlama, öyle bir hatırlama ki şu cemiyetin derdi ile de dertlenmek, onu hatırlamaktır. Asıl yapacağımız vazife de bu zikrullah ile cemiyetin derdi ile dertlenebilmek. Mesela yediği içtiği bir yazarın sözüydü de inşallah yanlış mütalaa edilmez. Hayat mutfak ile ihtiyaç arasında geçmesin diyordu. İşte böyle geçirmenin sıkıntılarını biz bunun için değil de biz Mevla'mıza kulluk için yaratıldığımızı bilmektir. Tagdu'l gafre gafleti terk etmektir demiş. Yine aynı konu üzerinde duruyorlar. Şimdi bunda şunu söyledi.
Diyelim ki kişi deniz var önünde sıcak bir mevsim, Tabii göbek ile diz kapağı arasına dikkat ederek, şeri emirleri koruyarak, muhafaza ederek suya giriyor. Ne yapıyor? Suda yüzüyor. Yüzerken bir de suyun içine dalıyor. İçine daldığı zaman artık su hatırına gelmez onun. O dalmıştır. Bu bile bizim buradaki beyana tam manasıyla uygun düşmediğini biliyoruz. Ona dark olmuş. Zikrullah'ta Mevla-yı Zülcelal'i bulmuş. Arada hiçbir hain okuma. Cenab-ı Hak ile kendi arasında hiçbir perde yok. Çünkü nefsinin mertebelerini de geçince ruhun da sırrında artık nur içerisinde oluyor. Nur üstüne nur zuhur ediyor. Meetun Rabbeke idenesite. Bu ne demek? Hiçbir zaman Rabbınızı unutmayın demektir. Hakikati zikir. Zikrin hakikati ve vel İlmi billahi Teala Rabbü'zü'l-Rabbi Zülcelal'imizi tanımaktır. Burada bizim anladığımıza göre beyan edilmek istenen husus kalbin Cenabı Hakk'ı tanımasıdır.
Hani biliyoruz Allah'ımız noksan sıfatlardan münezzehtir, kemal sıfatları ile muttasıttır, kendini nasıl vasfediyorsa öyledir dediğimizi gönlün duyabilmesi, bütün bu okuduğumuz eserlerde, bu kıymetli eserler gönül ehli insanların beyanlarında bunu müşahede ediyoruz. Evet, vücut olarak yapıyorsunuz ama halb olarak. Çünkü hepsi ibadet ve taatlerin gönlüne hitap ediyor, kalbe hitap ediyor. Bunu artık bilirsiniz. Şimdi eğer gafleti terk ederseniz, sput ettiğiniz zaman da zaten siz zikreden kimsesiniz. O sputunuz bambaşka sizin hallere girmenize sebeptir. Artık donulmayacak bir durum, yani şu önümüzde duran bir bal ise kaymaksa onu yemek gibi bir haldir. Zaten balın kaymağının tadı bile olmaz. Zikirden maksat olur demişler, huzur. Hepimizin de aradığı bu değil mi?
Bir sıkıntı içerisinde insan yerine göre daralır, bunalır ama böyle olan kimsenin de hakikaten Rabbimizi anan kişilerde bir huzur hali olur. Onu beyan edemeyiz. Sadece bir huzur içindeyim, der. Tamam. Zikrettiği ile artık onda yok olmuş vazellee bir enla yeltefite ile zikri ve le ile kalp öyle ki zikre değil de artık eline galebe Mevla'ya dönmüş Akraba Turup Kesretu Zikrillahi Teala, Allahu Zülcelal'i çokça zikretmek, şimdi onların sükutu da zikir olunca her hallerinde bu zahir olmuş olur. Bela ve musibeti de zikreden kimsenin unuttuğunu ifade etmiş burada Müellifi Hazretleri. Eğer dil ile zikredersek zikrrü lisan ve derece edin. Dinle zikretmemiz nedir? Günahlarımızın bağışlanmasına sebeptir inşallah ve dereceler kazanır ve zikrederse, gönül alemine dönerse bu da kalbin Cenab-ı Hakk'a yakınlaşmasıdır. Demek değişiyor. Kalp ile olduğu zaman daha bir farklı olmuş oluyor.
Aynı zamanda Rabbi Zülcelal'imize kalbi ile zikreden kimse yakınlığı ona Cenab-ı Hak ihsan buyuruyor. Aslında zikir demişler, gafleti atmaktır. Gaye de diyor Kalbin zikridir buyurmuşlar. Bir beyanda da ez- Zikru minel-alm-i sukut sukun ve zikru minel ad et tu manine, çok güzel bir beyanda bulunuldu. Ezikru zikir minel ilmi es sükun. Şimdi bir huzur içerisine dalıyor. Sükun hali aynı zamanda aklen de böyle zikrederken kimi zikrettiğini de bilerek tam manasıyla yapmaya gayret ederse huzur içerisinde zaten kelimenin anlamı da buydu huzur demektir. Umum böyle gudubu'l amme umum övmesi, sena etmesi, hamdi tesbihi bunun içerisinde huzurla dolmaktır demiş. Genel olan bu diye tarih veriyor. Ve gulhubul hassa özel olan zikrullah ile huzura eriyor. Bu onun artık vazgeçilmez huyu oluyor. Ve Allah ile artık dostluk da diyebiliriz. Onunla huzura eriyor. Sabrı, şükrü ve ona bunlar hul haline geliyor.
Seçkin insanlardaki durum budur diyor ve ilim ehillerinde ise Allah'ımızın sıfatları, isimleri, bunlar da huzur duymaktır diye tarif etmişler. Bir de ayrıyeten burada Es'abi billah Onlar Cenab-ı Hakk'ı ayaktayken de otururken de, yanları yerde iken de zikrederler. İmam-ı Cafer'e Sadık, Gaddesallahu Sırri Hazretleri şöyle bir izahta bulunmuşlar. Ayakta zikredilen Allah'ımızın Rububiyet sıfatını müşahededir. Ve yakınlıktır, izahında bulunmuş. Bunun yanında tekrar ele almışlar. Nüfessirîn-i Izan Hazeratı. Tekrar İmamı Huşeyli Hazretleri, Rahmetullahali valî, Beni zikredin. Bi'l muvafakat. Muvafakatat dediği Rabbi Zülcelal'imizin emrine uygunluktur. Bunu yerine getiriyoruz. El Furkan'n ilkeramet. Siz eğer Rabbimizin emrine muhakkak olursanız o zaman Allah da sizi ikramlarla anar ve tarikat-u ehlül işaret ehline göre ise, birincisi tarikatü ehlülü la ibare.
İbare dediğin sadece yüzünden geçiyor. Mesela nasıl diyelim biz bir Arapça metin diyelim okuyup geçme var. Bunun gibi anlıyoruz. İşare biraz daha bunun ilerisi. Biter ki külli havvin, bunlar bütün haz ve lezzetlerden geçiyor. Daha büyük bir haz alıyor, lezzet duyuyor ki ondan geçiyor. Sonra Cenabı Hak öyle bir lütufta bulunuyor ki Rabbi Zülcelal'imiz onu artık kendinden geçmiş, Cenabı Hak'ta yok olmuş halinin zuhuruna benzer bir ifade kullandılar. El-Kurumî'yi beni zikredin, ikramım, ihsanımla onları düşünerek Böyle sizin yapmış olduğunuz hareketlerin dışında Rabbi Zülcelal'imizle sizden razı olarak ne büyük bir nimet ama çok büyük bir nimet. Bu gönle gelen düşüncelerdir. Bu gerek dünyevi olsun gerek uhrevi olsun onları tamamen yok etmiş. O zaman Allah'ımız El Kurkum ona hakikatlerle hakikati göstermek suretiyle Hakk'a irmek suretiyle onu zikrediyor. Çok mütevazi bir şekilde zikrediyor.
Allah'ımız ikram ile gönlü çok engin, mütevazi, kırık bir gönülle zikrederken, El Kurkum Allahu Zülcelal'imizle o gönle ikramı ile ihsanda bulunarak zikrediyor. O dil ile zikredince Cenab-ı Hak onu artık ruhundaki güzellik ruhuna verdiği ram ile zikrediyor. El-Kuruni bîgudubikun Siz kalbinizle beni zikredin. El-Kurkun bi'tahkibi matlubikun Ben ise sizin arzu ettiğinizi vermek suretiyle buyuruyor. Çok güzel devam ediyor. El-Kuruni bidasfiyeti sır, iç aleminizi temizleyerek Bu o kadar önemli ki. Şimdi hastalıklarda da öyle değil mi? Bir türlü melhemler neler fayda etmiyor. Neden? Diyorlar ki hastalık içten geliyor. Diyelim midesinden geliyor, diyelim safradan geliyor, diyelim ciğerlerinden geliyor. O ciğerlerdeki hastalık tedavi edildiği zaman dışta da sıhhat ve afiyet belirliyor. İşte bunun gibi. Allah'ımız ikram ve ihsan etmek suretiyle. Gayret gösteriyor ama.
Böyle yaparken zaten aklıyla da zikredince düşünmeye başlıyorum. Düşünmeye başlıyor. Zikrediyorum ama mezkur'u neden bulamıyorum zikrettiğim? Mevla'yı içimden niye bu duyguları atamadın diye bir tefekküre dalıyor. Allah'ımız ikram ve ihsan ile onu anıyor. O huzur içerisinde zikrederken Allah'ımız kıyamet gününde hiçbir pişmanlığın fayda vermediği günde onu kurtarmak suretiyle zikrediyor. Cenabı hakk'ın korkusu içerisinde böyle zikrediyor. Allah ise ona zatının istediği nimete kavuşturmak suretiyle zikrediyor. Çok güzel izah etmişler. Siz ve teffil işinizi Allah'a ısmarlayarak, O'na güvenerek, O'na dayanarak beni zikredin. Ben ise size ikramım. Yani bir İsrail'l-ihtiyar deyince Rabbimiz o seçimde, o isteklerinde, o arzularında en güzelini ve şey yapıyor Cenabı hak ona güzel düşünceler lütuf ediyor. Güzel haller ihsan ediyor.
O hallerini güzelleştirmek suretiyle mesela dünyayı kimi dünyayı ister, kimi oku bay ister, kimi Mevla'yı. Mevla'yı isteme duygusunu ona ihsan eder. Kim Allah'a tam teslim olur, bağlanırsa, güvenirse, dayanırsa Allah onun her işine yeter. Siz şevk ve muhabbette beni zikredin. Ben ise sizi kendime yaklaştırmak ve vasıl kılmak suretiyle zikrideyim. Yani bana ulaşmak, bana erişmek, benimle olmak. Siz Rabbimizi övmekle, Onun sıfatlarıyla vasfetmekle zaten kendisini nasıl vasfetmişse öyledir ama ya Rahman ya Rahim ya Rabbar ya Settar gibi Ondan sonra El-Alîm her şeyleri bilen Allah'ım bize bizden yakın olan Mevla'm diye zikredin. Allah'ımız da mükafat vermek suretiyle. Siz tövbe ile zikredin beni, yönelin bana. Demiş.
Ben de sizi bağışlamak suretiyle hatalarınızı, siz dua ile beni zikredin, ben size ikram ile biraz uzun sürdüğü için böyle okuyorum, siz istemek suretiyle zikredin benden talepte bulunun hayırlı taleplerde, ben de onu vermek suretiyle. Siz gaflet etmeksizin zikredin, ben de sizi bağışlamak, size imkan lütfetmek suretiyle siz ne devametle? Ben ikramla. En çok bu şekilde geçiyor zaten. Ben ikram ediyor Mevla'mız. Uzun olarak gitmişti. Tekrar yine aynı manaları ifade eden beyanları görüyoruz. Siz hataları terk etmek suretiyle beni zikredin. Ben size türlü türlü ikramlarda bulunmak suretiyle siz refayı terk etmekle zikredin, ben de sizi korumak suretiyle siz Rabbi Zülcelal'imizi tazim ile anınız, ben de sizi tekrim ikram etmekle Siz gönlünüz arı ve kuru olarak zikredin. Ben de sizi affetmek suretiyle zikredeyim. Siz sadakatle zikredin ben de size rızıkla sizi zikredeyim.
Siz iç aleminizin temizliği ile bir safa-i sır, el kurkum bir halasil bir. Dersek dünyadaki şerli insanlardan koruyarak da diyebiliriz. Bir desek iyilik ve ikram, dünyada olan uygunsuz hallerden değişik bir şekilde göremiyoruz. Cenab-ı Hak şefaatlerine mazhar olsun çok güzel beyanlarda bulunmuşlar. Buyuruyor ki Bizim yanımızda zikrin yanında dünya anıldığı zaman yani dünyaya yöneldiği zaman ahireti öldürür. Eğer ukbaya dönerse, tam manasıyla demiyorum bunu, yani bütün işlerini terk ederek ahirete dönerse dünyasını öldürür. Hadis-i Şerif var. İnşallah demeye çalışırız. Şunu diyor. Hadis-i Şerif'teki kişi tamamen ahirete dönerse dünyasını dünyasını zarara uğratmış olur. Tamamen dünyaya döner de ahireti terk ederse ahiretini mahveder. Dünyadaki işlerimizi ilahi emre muvafık bir şekilde götürmektir. Zaten şu hal olunca hasıl olur.
Rabbimizi andığı zaman, temeetüd dünya maal ukba dünyada kalmaz, ukba da kalmaz. Aleyke bir ikril Mevla yusike ilel ula. Size gereken Mevla'yı anmaktır, ta ki daha gösterilen nice nice güzelliklere ilersiniz. İmanda yakine erersiniz, ibadette ihsana erersiniz, ahlakta ahlakı Muhammedi bulursunuz demek istiyor. Yani her şeyi, çünkü biz bu dünyanın şartları içerisinde olduğumuz için burayı da hayırla götürebilmektir. Yine büyüklerimiz anlatıyorlar. Bir zikrille, Allah'ın zikri ile talal ekiyes, ala bessatinil üns, üns bahçesinde nimetlerle bahşişlenirsiniz. Bir zikrillah, Allah'ın zikriyle Talal ekyas ala bessatinil üns Yalnız zikredtiğimizi bilerek ve duygulu, düşünceli hareket ederek üns, Allah ile dostluk bahçelerinde bulunursunuz.